Greenpeace Aralık 2004'de yaşanan tsunami felaketinden en çok zarar gören Endonazya kıyısındaki Aceh köyüne güneş enerjisi sistemi kuruyor.
Büyütmek için tıklayın
Tüm dünya iklim değişikliğinin büyüyen tehdidiyle, petrol rezervlerinin kontrolü kaynaklı politik gerilimler ve nükleer silahların hızlı artışının büyümekte olan hayaletiyle tanımlanan bir “enerji” yol ayrımına geldi.
Gelecek
onlarca yıllarda yaşayacak herkesin hayatını etkileyecek tercihlerin
bugün yapılması gerekiyor. Artan sayıda hükümet ve politikacılar sera gazı salımlarının azaltılması veya petrole alternatif
olacak enerji kaynaklarının güvenceye alınması sebepleriyle bir "nükleer
rönesanstan" bahsediyorlar. Bizden istenen, iklim değişikliği veya
gelecekteki kaynak savaşlarından sakınmak için; nükleer teknolojinin
belli tehlikelerini, uzun ömürlü radyoaktif atıklarının kalıntılarını,
şimdi bile var olan feci nükleer kazaları, tehlikeli radyoaktif
maddelerin tehlikeli taşımacılığını ve zayıf bir ekonomik rotayı kabul
etmemiz. Bizden, nükleer gücün barışçıl olabileceğine ve nükleer
silahların hızlı artışının yarattığı tehdidin kontrol altına
alınabileceğine inanmamız isteniyor. Faust tarzı bu pazarlık kabul
edilemez.
Başka
bir yol daha var, fosil yakıtların kullanımını ciddi biçimde düşürüp, nükleer enerjiye ihtiyaç duymaksızın, tehlikesiz yenilenebilir enerji kaynaklarını
temel alan enerji sistemlerine geçiş yapabiliriz.
Aslında, enerji verimliliği uygulamalarının olağanüstü potansiyelinden faydalanılması ve güneş, rüzgar, jeotermal gibi
yenilenebilir enerji teknolojileri, ekonomik ilerlemeye etki etmeksizin
enerji talebini büyük ölçüde azaltacaktır. Bu sayede, yenilenebilir enerji,
küresel birincil enerji ihtiyacının yaklaşık %50’sini karşılayabilir.
Tehlikeye
hiç de yabancı olmayan Orta Doğu’da yukarıdaki faktörlerin hepsi
tamamlandı. Orta Doğu nesiller boyu, silahlı çatışmaların yakın
tehditiyle karşı karşıyaydı. Şimdi bölgesel gelişmelerin
gerilimleri daha da kötü hale getirmesiyle yeni bir tehditle karşı
karşıya: bölge nükleer yarışa doğru hızla sürükleniyor.
İronik
olan ise, 20. yüzyılda silahlanma yarışının merkezindeki bu teknolojinin
şimdi kendini Orta Doğu’da gücün yeni simgesi olarak bulması. Bir
yandan nükleer teknolojinin kontrol altına alınması ve azaltılması
Soğuk Savaş’ı sonlandırmışken, şimdilerde nükleer yöntemlerle -
Karşılıklı Kesinleşmiş Yıkım’ın (MAD – Mutually Assured Destruction)
bölge genelinde kabul edilmesi - Orta Doğu’da her ülkenin
“güvenliğini” garantiye almanın yolu olarak görülüyor Dünyanın geri
kalanının korkmaya başladığı nükleer teknoloji kalıntıları şimdi
dünyanın bu atıklardan en çok korkması gereken bölgesinde, yeni
nesilleri tehdit ediyor.
Bugün
Orta Doğu gerçek ve “sanal” olarak nükleer yayılmanın eşiğinde. Onlarca
yıldır süren sıkıntılı uzlaşma süreci İsrail’in belirsizlik
politikasınca domine edilmişti. Şimdilerde ise İran’ın nükleer enerji
programı ön plana çıkmış görünüyor. İran’ın hedefi barışçıl olsun ya da
olmasın, nükleer teknolojinin getirdiği korku ve endişe kimsenin
kazanamayacağı bir silahlanma yarışının tetiklenmesine neden olabilir.
Türkiye, Mısır,
Körfez İşbirliği Konseyi, Tunus ve Yemen, hepsi birden çalışmalarının
başlamakta olduğunu ve karşı konulmaz şekilde nükleer yola girdiklerini
ilan ettiler. Bu tutum güç için, elbette, çünkü nükleerde
barışçıl hiçbir yan yok. Her yeni araştırma ve her yeni nükleer
adımla beraber, güvensizlik keskinleşiyor ve zaten kuşkuculuğa eğilimli
bölgede güvensizliği arttırıyor.
Greenpeace
nükleer çağın hem içinde doğmuştur hem de bir ürünüdür.
Greenpeace’in 1971’deki ABD’nin Amchitka’daki nükleer testlerine karşı
başlattığı yolculuğu, nükleer teknolojinin insanlığın en büyük
hatalarından biri olduğu inancıyla güçlenmişti. Barışçıl enerjinin bir
atomu parçalamadan sağlandığı bir bölgenin ve dünyanın gelişimine
yardımcı olabilmemiz için nükleer büyümeye karşı duruşa –ve gerçek barışçıl enerjilere- şimdi her zamankinden çok ihtiyaç var.
Orta
Doğu’nun büyük petrol rezervleri hem bir kutsama hem de bir
lanet. Ama bölge aynı zamanda tüm halkına enerji sağlayabilecek
kadar fazla bulunan, yenilenebilir ve barışçıl enerji
kaynaklarının keyfini çıkarabilir.
Orta
Doğu’daki ülkeler doğanın rüzgarlarının ve güneşinin cömertliğini
kullanarak, nükleer şaşkınlığa hiç bulaşmadan enerji ihtiyaçlarını
karşılayabilirler. Ölümcül radyoaktif atıkların kesin artışı ya da
nükleer silahların hızlı artış ihtimali olmaksızın sürdürülebilir bir
gelecek yaratma seçeneği mevcut. Daha çok nükleer enerji ithal ederek
herkesin güvenliğini tehdit etmek yerine, zaten elimizde olan
enerjileri kullanarak herkesin güvenliğini arttırma seçeneği elimizde.
Orta
Doğu için daha aydınlık bir gelecek mümkün. Oraya ulaşmanın yolu,
tüm nükleer teknolojileri bölge genelinde reddeden “Nükleersiz Orta Doğu” anlaşması yapmak.