Greenpeace’ten düzenli haber almak için isminizi ve e-postanızı belirtin!
Buradasınız:
İklim değişikliğinin nedeni, atmosfere olması gerekenin çok üzerinde karbondioksit (CO2) ve sera etkisi yapan gazların salınmasıdır. Kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların kullanılması sonucu ortaya çıkan sera gazları, yansıyan güneş ışınlarının atmosferde tutulmasına ve dünyanın ortalama sıcaklığının artmasına sebep olur.
Sanayi Devrimi’nden bugüne kadar dünya üzerindeki ortalama sıcaklık 0.8 derece Celsius artmıştır. Bu çok fazla bir değer olarak gözükmese de olumsuz anlamda çok büyük sonuçlara yol açar. Bu artış nedeniyle, kutup bölgelerindeki kalıcı buzullar her geçen yıl küçülmekte, sıra dışı iklim olayları ve siklonların sayında artış görülmektedir. İklim değişikliği ekosisteme zarar vermeye başladı bile ve bu tahribat milyonlarca insanın hayatını tehdit ediyor.
İklim değişikliğini önlemek ancak ülkelerin sera gazı salımlarını azaltması ile mümkün olur. Türkiye ve dünyadaki salımların büyük bir kısmı yürütülen enerji politikalarından kaynaklanıyor. Bu nedenle temiz enerjilere ve enerjinin akılcı kullanımına geçmediğimiz sürece iklim değişikliği ile mücadelede başarısız olacağız.
Son bilimsel çalışmalara göre, dünyamızın geri dönüşü olmayan sınır olarak kabul edilen 2 derece Celsius’un altında kalabilmesi için gelişmiş ülkelerin (1990 yılı sera gazı salım miktarlarına oranla) 2020’de yüzde 40 ve 2050’de yüzde 100 azaltım gerçekleştirmeleri gerekiyor. İklim değişikliğini önlemek ancak bu şekilde mümkün olabilir.
Ancak iklim değişikliğinin etkileri hali hazırda dünyanın değişik yerlerinde kendisini gösteriyor. 2 derecenin altında kalsak dahi bu etkiler önümüzdeki yıllarda artacak. Bu durumdan en fazla zarar görecek olan gelişmekte olan ülkelerin bu değişme uyum sağlayabilmeleri için de, sorunun temel kaynağı olan gelişmiş ülkelerin, yıllık 140 milyar dolarlık bir bütçe oluşturmaları gerekiyor.
Greenpeace’in iklim değişikliği ile mücadele için önerisi karanlıkta oturmak değil elbette! Alman Uzay Enstitüsü ve Avrupa Yenilenebilir Enerji Konseyi ile beraber hazırladığımız Enerji Devrimi Senaryosu, sürdürülebilir kalkınmayı gözeterek fosil yakıtlardan ve nükleer enerjiden nasıl kurtulabileceğimizi ve bu sayede daha ucuza enerji ihtiyacımızı karşılarken daha fazla ve nitelikli iş imkanlarını nasıl yaratabileceğimizi ayrıntıları ile açıklıyor.
Güneş, rüzgar, jeotermal, biyokütle ve su gibi yenilenebilir enerji kaynakları, 2050 yılına geldiğimizde enerji ihtiyacımızın sadece yarısını karşılayabilecek. Bu nedenle enerjiyi boşa harcamaktan vazgeçmemiz ve enerjiyi daha verimli kullanmamız
gerekiyor. Greenpeace’in Enerji Devrimi raporu aynı zamanda küresel ekonomiye zarar vermeden bunu nasıl başarılabileceğimizi de gösteriyor.
Hedefe ulaşmak için Enerji Devriminden başka seçeneğimiz yok. Enerji Devrimi aynı zamanda, enerjiyi üretme biçiminden, yaşam, davranış ve seyahat etme tarzlarımıza kadar bir çok seyi değiştirmemiz anlamına geliyor.
Sanayileşmiş ülkelerin durumu düzeltmek için büyük adımlar atması, gelişmekte olan ülkelerin de geçmişte yapılan hataları tekrarlamaması gerekiyor.
Nükleer enerji fosil yakıtların alternatifi olmadığı gibi gerçek çözümlerin önündeki en büyük engellerden biri. İlk yatırım maliyetinin çok yüksek olmasının yanı sıra, sürekli karşılaşılan süre aşımları da ihtiyacın çok azının, gecikmeyle karşılanmasına neden oluyor. Nükleer santraller sadece elektrik üretiyor: Öte yanda salımlar, elektrik üretimiyle birlikte ısınma ve ulaşımdan da kaynaklanıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre, varolan nükleer kapasiteyi iki katına çıkartsak dahi 2030 yılındaki enerji ihtiyacının sadece %10’u karşılanacak. Bu da CO2 salımlarını azaltmada sadece yüzde 4’lük bir katkı sağlayacak. 2030’a kadar nükleer kapasite iki katına çıkartılabilse bile bunun için harcanması gereken miktar 3 trilyon dolar. Aynı miktarı yenilenebilir enerjilerden karşılamak için ise bu miktarın yarısı yeterli.
Dünyamız bugün, son 2000 yılda olduğundan daha sıcak. Mevcut eğilimler devam ederse, küresel sıcaklık 2 milyon yılın en yüksek noktasına ulaşacak. 20. yüzyılın sonları belki yeryüzü tarihinin en sıcak dönemi değildi, ancak sıcaklığın küresel niteliği ve doğal mekanizmalarla açıklanamaması normal değildir.
Sanayi Devrimi’nden bugüne kadar ortalama küresel sıcaklığın 0.8 derece Celsius artması, kutup bölgelerindeki kalıcı buzulların her geçen yıl küçülmesine, sıra dışı iklim olaylarına ve siklon sayısında artışa neden oluyor. Küresel ısıdaki artışın en büyük sebebi bugün atmosferdeki karbondioksit yoğunlaşmasının, son 150 bin yılın en yüksek seviyesine ulaşmış olması.
Ama tüm bunlar sadece başlangıç ve felaket boyutundaki iklim değişikliğini önlemek için acilen harekete geçmeliyiz.
Hepimiz küresel ısınmayı durduracak güce sahibiz. Ancak bunun için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemiz gerekiyor. İklim dostu bir yaşam için Greenpeace'in hazırladığı "İklimi Kurtarma Kılavuzu" nu okuyun ve oradaki tavsiyelere uyun.