Akdeniz hepimize ait küresel bir hazinedir. Zengin sualtı bitki örtüsü ve kayalık resifler kıyı bölgesini hakimiyetine almışken, denizaltı dağları (seamounts) ve soğuk su kaynakları deniz yataklarını kaplar.
Akdeniz, barındırdığı 10,000’e yakın türe rağmen dünya okyanuslarının yüzde 1’inden azını temsil eder. Üstelik bu tür sayısı dünya denizlerinin ekoçeşitliliğinin yüzde 9’una yakındır.
Ancak aşırı ve yıkıcı avlanma ve hala kullanılmakta olan yasadışı akıntı ağları, kirlilik, önlenmesi giderek zorlaşan kıyısal yapılaşma bu hazineyi içten içe tüketiyor.
Greenpeace son üç yıldır, bu tehditlerle mücadele etmeyi sürdürüyor. Greenpeace gemimiz Arctic Sunrise ile 3 ay sürecek “Akdeniz’i Koruyoruz!” turunu başlattı. Arctic Sunrise, Akdeniz’i baştan başa dolaşarak tahrip edici faaliyetlere karşı çalışmalar yürütecek ve bölgede korunması gereken alanları belgeyerek çözümler için çağrıda bulunacak.
Bu yolculuk, uluslararası sular ve kıyı bölgelerinde deniz rezervleri oluşturulması için yaptığımız çağrının bir parçası. Deniz Rezervleri – denizlerdeki ulusal parklar – hiç bir yıkıcı faaliyetin gerçekleştirilmediği ve deniz hayatı için bir sığınak sağlayan bölgelerdir.
Mesaj oldukça basit ;
“Eğer yarın da balık istiyorsak, deniz rezervlerine bugün ihtiyacımız var”
Akdeniz’in karşı karşıya olduğu tehlikeler
Çökmenin eşiğindeki mavi yüzgeçli orkinos
Görkemli mavi yüzgeçli orkinos Akdeniz’in en önemli sembollerinden biri. Bu inanılmaz balık, Porsche marka bir arabadan daha çabuk hızlanabiliyor ve saatte yaklaşık 70 kilometre hızla yüzebiliyor. Mavi yüzgeçli orkinos besin zincirinin en üstünde yer alan avcılardan biri. Yani narin ekosistemin olmazsa olmazlarından.
Ancak ne yazık ki mavi yüzgeçli orkinoslar büyük bir tehlike altında. Gerçekten de orkinoslar için zaman tükeniyor. 1999 yılında mavi yüzgeçli orkinos stoklarının nasıl yüzde 80 oranında gerilediğini kaydetmiştik. Fakat durum giderek kötüleşiyor. Durdurulamayan aşırı avlanma ve korsan avcılık bu önemli türü çöküşün eşiğine getiriyor.
Akdeniz’deki mavi yüzgeçli orkinos avcılığı tamamen kontrolden çıkmış durumda. Orkinos popülasyonunun kendini toparlayabilmesi için avcılığın tamamen durdurulması şart. Balıkçılığın yeniden sürdürülebilir hale gelmesi için hala bir şans varsa o da yumurtlama alanlarının koruma altına alındığı deniz rezerv alanları oluşturmak ve doğru bir yönetim mekanizması kurmaktır. Hem de vakit kaybetmeden.
Akıntı Ağları – “Ölüm duvarları”
Ölüm duvarları olarak bilinen akıntı ağları stokları giderek azalan kılıçbalıklarını yakalamak için kullanılan bir yöntem. Ancak bu ağlar bir çok balina, yunus ve kaplumbağanın da ölümünden sorumlu.
Akıntı ağları yıllardır Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Uluslararası Atlantik Orkinoslarını Koruma Komisyonu (ICCAT) ve Akdeniz Balıkçılık Komisyonu (GFCM) tarafından yasaklanmış bir yöntem. Bir diğer deyişle, çoğu kullanım yasadışı gerçekleştiriliyor.
Akıntı ağlarının kullanılmaması için harcanan milyonlarca euroya rağmen, Akdeniz’de hala oldukça yaygın biçimde kullanılıyorlar. Binlerce kilometrelik bu ağlar sularda kaybolarak deniz hayatını ayırım yapmaksızın yok ediyor. Greenpeace 2006 yılında bir çok İtalyan filosuyla karşı karşıya gelerek bu ağlara el koydu. Bazı gemiler ekipman değişikliği için €28,000’ya yakın harcamalar yaptı.
Kıyısal Yapılaşma
Denizçayırı yataklarına Akdeniz’deki sığ sularda oldukça sık rastlanır. Bu yataklar oldukça önemli gelişim bölgeleridir. Küçük deniz canlıları ve bitkileri için özel bir habitat yaratırlar. Ancak oteller, evler, marinalar ve limanlar nedeniyle oluşan kıyısal yapılaşma deniz çayırlarına oldukça zarar veriyor. Çayırların yokoluşu, önemli habitatların ve biyoçeşitliliğin yitirilmesine sebep oluyor.
2005 ve 2006 yılları arasında Greenpeace İspanya 1.5 milyon yerleşim yeri ve 293 golf sahasının İspanya kıyı şeridinin 8000 kilometresi boyunca inşa edildiğini belgeledi. Varolanın üzerine 116 liman daha ve kentsel gelişimin neden olduğu bozulmaya yol açan 102 proje açığa çıkarıldı. Kıyı şeridinde yapılan kentsel gelişim projelerinin plansız ve dikkatsiz doğası ciddi erozyon ve kirliliğe sebep oluyor.
Kirlilik
Her yıl tonlarca toksik atık doğrudan Akdeniz’e dökülüyor. Gemi taşımacılığı, kentsel ve tarımsal kirlilik ve turizm bu krizi giderek büyütüyor.
Kirliliğe maruz kalan bölgelerdeki çökeltilerde civa, kadmiyum, çinko ve kurşun bulunuyor. Bu maddeler bölgede binlerce kilometre yol katedebilir, insan yaşamı ve deniz biyoçeşitliliği için geri döndürülemez risklere yol açabilir.
Dünya’daki ticari gemilerinin yaklaşık olarak üçte biri her yıl Akdeniz’den geçiyor. Kimi zaman 370 milyon ton petrol yılda bir kez bu kalabalık denizden geçiyor. Bir yılda Akdeniz’de yaklaşık 10 petrol kazası yaşanıyor.
“Akdeniz’i Koruyoruz” turu bu tehlikelere ve diğerlerine karşı duracak. Dünya denizlerinin yüzde 40’ında deniz rezervleri ağı oluşturulması için çağrıda bulunuyoruz. Uluslararası suları koruyacak geniş deniz rezervleri ve kıyısal bölgeleri koruyacak daha küçük ölçekli rezervler, balıkçılık alanlarının iyileşmesine olanak verebilir. Akdeniz’de oluşturulacak deniz rezervleri ağı, insanoğlunun yarattığı yıkıcı etkileri tersine çevirerek bu yıkımı durdurabilir.