Greenpeace’ten düzenli haber almak için isminizi ve e-postanızı belirtin!
29 Haziran 2007 - İtfaiyeciler Kruemmel nükleer santralindeki bir yangını söndürmeye çalışırken. Güvenlik risklerine rağmen, operatörler santralin kapatılmasını geciktirmek için lobi yaptılar.
Büyütmek için tıklayınJaponya’da
bulunan, dünyanın en büyük nükleer santralinde yangın çıktı ve radyoaktif
sızıntı meydana geldi. Bildirimiz.
Nükleer sanayinin, nükleer enerjinin güvenilirliği konusunda ettiği yeminler, Merkel’in, Almanya’nın nükleer santralleri 2021’e kadar kesinlikle kapatmayacağına dair açıklamasına tuz biber oldu. Diğer taraftan, daha bir hafta önce Kruemmel ve Brunsbuttel’daki iki nükleer santral, çıkan yangınlar sonucunda acilen kapatıldı.
Mayıs ayında da İngiltere’de benzer bir kaza
sonrası Oldbury’deki reaktör kapatılmıştı.
Bir çok ülkede nükleer santrallerin çoğu 25-30 yıllık ömürlerinin sonuna gelirken, santralleri işleten şirketler, bu süreyi uzatma çabası içindeler. Bunun getireceği güvenlik riskleri inanılmaz boyutlara ulaşabilir. Bir çok eski ve komplike makinenin olduğu gibi, nükleer santrallerin de hayati parçaları, kaza sırasında meydana gelebilecek komplikasyonlarla başaçıkabilme yetilerini kaybediyorlar. Örneğin, santralin ortasındaki nükleer gemi, zamanla çok daha hassas bir duruma giriyor.
Güvenlik mayenesini geçemeyen eski bir otomobil
trafikten men edilirken, eski bir nükleer santral yamalanıp, milyonlarca
insanın hayatını ciddi tehlike altına sokma pahasına, kullanılmaya devam
edilebiliyor. Operatörlerin popüler lafı ise, Çernobil’den 21 sene sonra, artan
deneyimleri ve teknik gelişimleri sayesinde, reaktörleri çok daha güvenli bir
şekilde çalıştırdıkları.
Son çıkan yangınlar, ne operatörlerin laflarına, ne
de hukuki düzenlemelere güvenemeyeceğimizin ıspatı. Olayların iç yüzü
çoğunlukla bizden saklanıyor. Nitekim, Krummel’daki yangından sadece bir hafta
sonra, doğrudan bir nükleer riskin söz konusu olduğu ortaya çıktı. Santralde
çalışan operatör Vattenfall açıklaması ise şöyleydi: “Kaza olduğundan çok daha dramatik görünüyordu. Nükleer güvenlik için
hiç bir tehdit teşkil etmeyecek şekilde, yalnızca tek bir dönüştürücü etkilendi.”
"Nükleer bir rönesanstan bahsedenlerin şapkalarına her zaman buz küpleri koymak istiyorum. "
Jorma Aurela, Finlandiya Ticaret ve Sanayi Bakanlığından, enerji konusunda uzman bir üst düzey görevli.
Nükleer sanayinin büyük umudu Finlandiya Olkiluoto’daki EPR reaktörü, daha yapımı bitmeden bile bir çok sorun çıkardı. İnşaatı 18 ay gecikmeli olarak iki senedir devam ediyor ve bütçe çoktan 700 €’yu aşmış durumda. Bu “gurur kaynağı”, standart altı inşaasıyla, Finlandiya nükleer düzenlemelerin örtbas ettiği bir çok güvenlik eksiğiyle karşı karşıya. Herşeyden önce, zemin düşük kaliteyle yapıldı. Yetmiyormuş gibi, reaktör gemisi güvenlik standartlarının altında. Düşük kaliteli çelikten yapıldığı için soğutma borularının parçalanması gerekti. Üstüne üstlük, radyasyon sızıntılarına karşı koruma görevi yürüten celik koruma astarında neredeyse 50 delik olduğu ortaya çıktı.
Yol açtıkları onca kaza ve komplikasyona, sarfettikleri milyonlarca dolara rağmen, eski ve tehlikeli nükleer santrallerin kapatılma tarihlerini uzatmaya çalışmak, insanların hayatını tehlikeye atmaktan başka hiç bir işe yaramıyor.
Neyse ki, tehlikeli nükleer santraller olmadan da enerji üretebilir ve tehlikeli iklim değişikliğini önleyebiliriz. Enerji [D]evrimi senaryomuzun da gösterdiği gibi, yenilerini inşa etmeye gerek kalmadan, eski nükleer santrallerden kurtulabilir, ve karbon emisyonlarındaki gerekli kısıtlamaya kolayca gidebiliriz.