Madrid, İspanya
—
Nükleer endüstri son zamanlarda, elektrik üretimini sağlayacak olan sıcak suyu elde etmek için, şimdiye kadar bulunmuş en pahalı, en tehlikeli ve kirlilik düzeyi en yüksek yöntemi yeniden canlandırmak için, bütçesi milyon dolarlarla ifade edilen bir çabanın içerisindedir. İspanya geçtiğimiz günlerde, bu tuzağa kolay kolay av olmayacağını kanıtladı. İspanya ulusunun lideri, faaliyette olan 8 santralin, temiz ve yenilenebilir enerji üretim tesislerinin faaliyete geçirilmesi amacıyla kapatılacağını duyurdu.
Nükleer
lobi grupları, bugünlerde Türkiye’ye yaptıkları gibi İspanya’ya da 10
yeni nükleer santral satmak için kolları sıvamışlardı. Ayrıca ülkede
faal durumdaki nükleer santrallerin emekliye ayrılma tarihlerinin
sonrasında da açık tutulmasının önünü açacak bir yasayı yürürlüğe
koymak için yoğun girişimlerde bulunuyorlardı.
Ne var
ki, Ulusa Sesleniş konuşmasında Başkan José Luis Rodríguez Zapatero
hükümetin nükleer enerjiyi devre dışı bırakmadaki kararlılığını açık
bir üslupla beyan etti.
Greenpeace’den
Jan Vande Putte, “Zapatero, tehlike düzeyi yüksek ve kirliliğe yol açan
sözkonusu kaynağın devre dışı bırakılması ve yerine güvenli
yenilenebilir enerji kaynaklarının faaliyete sokulması yönünde yapılan
hazırlıklar bakımından gerçek bir liderlik sergilemiştir” dedi.
Jan
Vande Putte şöyle devam etti: “Tüm dünyada nükleer endüstri yarattığı
borçların, çelişkilerin ve geride bıraktığı yüksek miktarlardaki atık
gibi sorunların içinde boğulmaktadır. Sadece Bush ve Blair gibileri,
miyadını on yılı aşkın bir süre önce doldurmuş bu endüstriye kamuya ait
milyarlarca doları dökmek suretiyle onu ayakta tutmaktadır.”
Greenpeace
İspanya, seçim vaadi olan “daha güvenli, daha temiz ve daha ucuz”
enerjinin faaliyete sokulması amacıyla, 20 Mayıs tarihinde hükümete
toplu halde dilekçe sunan çevre ve sivil toplum kuruluşlarının
oluşturduğu bir platformun üyesidir. Türkiye’de de benzer bir platform
bugüne dek yüzbinlerce imza toplamış olmasına ve yaklaşık 20 bin
kişiyle hükümete ilk kitlesel tepkisini Sinop’ta göstermiş olmasına
karşın görülüyor ki, Enerji Bakanı Hilmi Güler, benzer duyarlılığa
sahip değildir. Üstelik Enerji Bakanı, Türkiye’nin henüz
değerlendirilmemiş inanılmaz bir yenilenebilir enerji ve enerji
verimliliği potansiyeli dururken, elindeki fırsatları değerlendirmeyip
nükleer aşkı uğruna ülkeyi nükleer teknoloji sahibi lobilere bağımlı
kılacak.
Diğer
yandan, Zapatero nükleer santrallerin devre dışı bırakılmasıyla
kalınmayıp, aynı zamanda geride kalan radyoaktif atıklarla ilgili bir
çözüm üretilmesi amacıyla kapsamlı bir danışmanlık sürecini de
başlatacaklarını beyan etti. Türkiye’de ise nükleer endüstrinin en
büyük krizi olan radyoaktif atıkların ne yapılacağı konusunda tutarlı
hiçbir program belirlenmeden nükleer santraller için paçalar
sıvanıyor.
Nükleer
lobiler, çoktan başarısızlığa uğramış bir sektörü diriltmek için
sundukları tekliflerde belirli noktaları sürekli vurgulanmaktadır —
bunlardan günümüzde en sık telaffuz edileni küresel ısınmadır ve bu
unsur, milyarlarca doların dökülerek daha çok reaktörün inşası için
geçerli bir mazeret olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.
Ne var
ki, iki büyük ölçekli nükleer reaktörün sağladığı 6.000 megawattan
fazla enerjiyi Avrupa’daki elektrik şebekelerine tek başına sağlayan
rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları liderliği ele
geçirmekte. Rüzgar enerjisi, yalnızca birkaç yıl içerisinde
İspanya’daki elektrik üretimindeki payını yüzde 8’e çıkardı. Sadece
2005 yılında, kurulu gücü 1680 Megawattı geçen rüzgar çiftlikleri
kuruldu, bu tesislerin üretim miktarı İspanya’nın geçen ay faaliyetini
durdurduğu Zorita nükleer santralinin üretim miktarının 4 katıdır.
İsveç, Almanya ve Belçika’dan sonra İspanya, nükleer enerji üretimini durduran dördüncü Avrupa ülkesidir.