Dünya
üzerinde terörist ve askeri saldırılara dayanıklı tek bir nükleer
santral bulunmazken ve dünyanın önde gelen bilim adamları nükleer
santrallerın doğası gereği tehlikeli olduğunu kabul ederken nasıl olur
da siz ithal edeceğiniz santrallerin güvenli olduğunu iddia edersiniz?
Türkiye’nin elektrik enerjisi ihtiyacının sadece %5’ini karşılamak için ülkeyi nasıl bu kadar rahat riske atarsınız?
Siz
şu anda bile kamuoyunu bilgilendirme görevinizi eksik ve yanlış biçimde
sürdürürken, yapmak istediğiniz santrallerin yerlerini belirleme
aşamasında sözkonusu bölgelerin yerel halklarına hiçbir şey danışmazken
nasıl olur da nükleerin anti-demokratik olduğunu kabul etmezsiniz?
Greenpeace,
hükümeti hertürlü kirli enerjiden vazgeçmeye ve yerine yenilenebilir
enerjiler ve enerji verimliliğini kullanmaya çağırıyor ve Enerji
Bakanı’nın açıklamaktan kaçındığı gerçekleri Greenpeace açıklıyor.
1. Nükleer enerji çok pahalıdır.
Şüphesiz nükleer elektriğin gerçek maliyeti tesis söküm ve radyoaktif
atık maliyetleri hariç tutulsa dahi, rüzgar gücünden de, biyogazdan da,
bazı güneş enerji teknolojilerinden ve jeotermal enerjiden de daha
pahalıdır (FoE Avustralya, Nuclear Power [Nükleer Güç], Ekim 2005).
Dünyadaki enerji piyasalarının özelleştirilmesi eğiliminden dolayı,
yatırımcılar nükleer enerjiye sırtlarını döndüler. Çernobil ve Three
Mile Adası kazalarından sonra alınması zorunlu hale gelen güvenlik
önlemleri zaten yüksek olan ilk yatırım maliyetlerini fazlasıyla
arttırmıştı. Avrupa ve ABD’de
bundan 15 yıl önce tavan yapan reaktör sayısı o tarihten itibaren
düştü. Reaktör satışları 1950’lerdeki düşük satış rakamlarına geri
döndü. Buna karşılık rüzgar ve güneş enerjileri pazarı her yıl % 20 ile
%30 seviyelerinde büyüme gösteriyor. Bugüne dek yüz milyarlarca dolar
sübvansiyonlarla ayakta tutulmaya çalışılan nükleer enerjinin piyasada rekabet yeteneği yoktur.
2. Nükleer enerji fazlasıyla tehlikelidir. En yeni teknolojiye sahip oldugu iddia
edilen tesislerde bile, felaketlere neden olabilecek kaza riski vardır.
Tehlike sadece Çernobil’de yaşandığı gibi kaza risklerinden değil,
giderek artan nükleer silah üretiminden ve terörizmden de
kaynaklanmaktadır. Bugünün dünyasında bir nükleer tesis bir ülkeyi
kendi evinde vurmak için açık bir hedeftir. Kaldı ki radyoaktif
gazların ve sıvıların rutin olarak nükleer santrallerden salımı da
ciddi bir halk sağlığı riski oluşturmaktadır.
3. Nükleer enerji ve nükleer silah bir madalyonun iki yüzü olduğu için “Nükleer gücün barışçıl kullanmı” gerçekte söz konusu değildir.
Nükleer enerjinin dünya çapında yayılması, daha çok devletin nükleer
silah sahibi olmaya çalışmasından başka bir etki yaratmayacaktır, çünkü
nükleer santral atıkları nükleer bomba hammaddesidir ve yine nükleer
santraller vasıtasıyla uranyum zenginleştirilmesi yapılır. Siyasi
istikrarı bir türlü yakalayamayan Türkiye’de geçmişte pek çok lider
nükleer silah sahibi olma heveslerini dile getirmiştir. Nükleer silah
çılgınlığına katılmak Türkiye’nin çıkarına değildir. İncirlik’te
bulunan ABD’ye ait 90 adet atom bombası Türkiye’yi zaten yeterince
büyük bir tehlikeye sokmaktadır.
4. Nükleer enerji ömrü yüz binlerce yıl olan çözümsüz ve ölümcül radyoaktif atık üretir.
50 yıllık nükleer enerji deneyi bu soruna çözüm getirememiştir. Bu
tehlikeli atıklarla başetmeye çalışmak yerine Türkiye sürdürülebilir
çözümler üretmelidir. Oysa 30 yıl elektrik üretecek diye bir nükleer
santralden bu kadar uzun ömürlü ve çözümsüz atıklar üretmek akıl ve
ahlak dışıdır.
5. Nükleer santral yapımı çok uzundur ve getirisi çok sınırlıdır.
Bütün yasal onaylardan geçmiş bile olsa, bir nükleer santralin yapımı
ilk elektriği üretene kadar en az 10 yıl sürer. Bugün nükleer enerjinin
dünya birincil enerji üretimi içindeki payı sadece %5’tir (Toplam
elektrik üretimindeki payı ise % 16). Oysa yenilenebilir enerji
kaynakları çok daha kısa zamanda üretime geçebilmektedir. Türkiye’de
yenilenebilir enerji için Mayıs 2005’de çıkarılan yasanin oldukca zayıf
olmasina rağmen, altı ay içerisinde
yenilenebilir enerji üretimi için Türkiye’nin toplam elektrik kurulu
gücünün dörtte biri kadar (11.000 MW) yenilenebilir enerji yatırımı
başvurusu olmuştur. Enerji Bakanlığı’nın, Türkiye’yi nükleer enerji
çıkmazına sürüklemek yerine, yasal çerçeveler içinde bu başvuruları en
kısa zamanda değerlendirmesi gerekmektedir. Oysa halkın enerji
verimliliği ve yenilenebilir enerji talebine karşın bakanlığın tutumu,
bunları ve gelecekteki potansiyel yatırımları engeller niteliktedir.
.
6. Nükleer enerji iklim değişikliğine çözüm değildir.
Gerek yapım süresi gerekse toplam enerji içerisindeki payının elli
yılda anlamlı bir noktaya gelememiş olması gösteriyor ki, nükleer
enerji tercih edilirse iklim değişikliğine karşı mücadelede çok geç
kalınacaktır. Ayrıca, nükleer enerji kullanımı uranyum madenciliği ve
santral inşaatı yüzünden önemli ölçüde seragazı salımı söz konusu
olmaktadır. Zaten hiçkimse bizi, bir felakete karşılık başka bir felaketi seçmeye zorlamamalıdır.
7. Nükleer ve fosil yakıt santralleri, enerji kayıplarına yol açan bir enerji anlayışına dayanmaktadır.
Bu tarzda üretilen elektriğin önemli bir kısmı iletim ve dağıtım
esnasında kaybedilir. Bu kayıpları önlemenin tek yolu enerjide ademi
merkeziyetçilik anlayışıyla tüketim merkezlerine yakın yenilenebilir
enerji üretimini güçlendirmek, tek tek bireylerin ve kurumların enerji
üretebilmesini ve şebekeye bağlanabilmelerini sağlamaktır. Bu yolla,
kendi kendine yeten yerleşimler kurabiliriz. Enerji güvenliğimizin
sağlanması için yenilenebilir enerjiler kadar gerekli olan diğer yol
ise enerji verimliliğidir. Enerji verimliliği için yol haritamız ise
ulusal bir enerji politikası değişikliğiyle, Türkiye’de % 25’lere varan
elektrik enerjisi kayıplarının bir an önce azaltılması ve ülke çapında
enerji israfını azaltacak teknoloji ve uygulamalara yönelmemizdir. Yeni Yatağanlar, yeni Çernobiller ancak böyle engellenebilir.
Nükleer
enerjinin bu derece verimsiz ve tehlikeli olmasına rağmen, üç başarısız
ihale denemesinden sonra hala Türkiye’nin gündeminde olması sadece
Türkiye’yi tehlikeli bir eşikte tutmakla kalmamakta aynı zamanda bugün
dünyanın en hızlı gelişme gösteren yenilenebilir enerji imkanlarının
değerlendirilmesini geciktirmektedir. Yenilenebilir trenini kaçırmak ve
enerjide verimlilik seferberliğine geçememek hem istihdam yönünden, hem
de ekonomik ve çevresel açıdan ülkemizin zararına olacaktır. Türkiye
Midyat’a pirinç almaya giderken evdeki bulgurdan olmamalıdır. Hükümet
ve Enerji Bakanlığı da artık nükleer ve fosil yakıt lobilerini dinlemek
yerine, temiz bir çevrede felaketler beklemeden yaşamayı tercih eden
halka olan sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır.