Sayfa - 24 Nisan, 2006
Reaktörlerin, “doğal olarak güvenli” olduğu yalandır. Her nükleer reaktör kaza ihtimalini barındırır ve olası bir kaza çevreye çok miktarda ölümcül fisyon ürünlerin bırakılmasına yol açar.
Radyoaktif maddeler, normal süreçlerde bile, havaya ve suya karışmaktadır.
Nükleer sanayinin en büyük sorunu nükleer reaktörlerin ürettiği radyoaktif atıkların ne yapılacağıdır.
Düşük ve
orta düzeydeki, sıvı ya da katı biçimdeki büyük miktarda atığın yok
edilmesi gerekmektedir, buna karşın çok radyoaktif olan tüketilmiş
yakıtların biyosferden temizlenmesi ancak binlerce hatta milyonlarca
yılda gerçekleşmektedir.
Nükleer sanayi tam 50 yıldır bu soruna çözüm bulmaya çalışmakta ve bir sonuca varamamaktadır.
Bir
nükleer reaktör ömrünü tamamladığında, birçok parçası radyoaktif hale
gelir. Dolayısıyla nükleer atık olarak işlem görmelidir.
Enerji
reaktörüne muamele süreci bu noktada “söküm” olarak adlandırılmaktadır.
400’den fazla reaktör ve dünya çapındaki diğer birçok nükleer yerleşim
önümüzdeki on yıllık dönemlerde sökülmek zorundadır ve bu alanda teknik
uzmanlık yeterli değildir.
Nükleer
atıkların yok edilmesi, söküm işlemleri, nükleer ulaştırma ve
radyoaktif kazalardan sonra, yapılması gereken bu işlem için de çok
yüksek miktarda para gerekir.
Nükleer
fatura artmaya devam ederken, güneş ya da rüzgâr gücü, dalga gücü,
biokütle ya da jeotermal enerji gibi temiz ve yenilenebilir enerji
kaynaklarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına yatırım yapmak çok
daha akıllıca olacaktır.