Greenpeace bayrak gemisi MV Rainbow Warrior İngiltere'de Marchwood Askeri Limanı'nı bloke ediyor.
Kitle imha silahlarının üstesinden gelmenin etkili yolu savaş
değildir.Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ile bu tür silahlara
sahip tüm diğer ülkeler de dahil olmak üzere, kitle imha
silahlarının yokedilmesine ve küresel silahsızlanmaya gereksinim
duyuluyor. Silahsızlanma tek ya da çok taraflı, silahlı bir saldırı
yoluyla değil, diplomatik görüşmeler yoluyla sağlanmalı.
Uluslararası toplum, küresel silahsızlanmaya gereksinim olduğunu
uzun süredir kabul ediyor. 1970 yılında yürürlüğe sokulan Nükleer
Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT) hükümleri
çerçevesinde, ABD ve nükleer silahlara sahip oldukları bilinen
diğer dört devlet, nükleer silahsızlanma konusunda bağlayıcı
taahhütlerde bulunmuşlardı. Buna karşılık nükleer silah sahibi
olmayan ülkeler de nükleer silah yeteneğine kavuşmaya
çalışmayacaklarını kabul etmişlerdi. Şimdiye dek ABD ve diğer
nükleer güçler, nükleer silah sahibi olmayan devletlerin
taahhütlerini yerine getirmeleri konusunda oldukça kararlı
davrandılar; ancak kendilerinin yerine getirmedikleri taahhütler
konusundaki eleştiriler karşısında da suskun kaldılar.
NPT'nin otuzuncu yılı olan 2000'de yapılan anlaşmayı gözden
geçirme konferansında ABD ve anlaşmada imzası bulunan diğer
devletler, belirlenmiş bulunan on üç silahsızlanma taahhüdünden
ilki olan Kapsamlı Test Yasaklama Anlaşmasını (CTBT) yürürlüğe
sokmak suretiyle nükleer silah denemelerini sona erdirme konusunda
anlaşmaya varmışlardır. Bundan kısa bir süre sonra ABD Senatosu,
CTBT'nin onaylanmasını reddetme yönünde bir oylama yaptı. 2002'de
ABD hükümeti 2000'de yapılmış olan taahhütleri, özellikle de
nükleer denemelerin yapılması yönündeki küresel yasaklamayı kabul
etmediğini ilan ederek NPT'nin geleceğini tehlikeye sokmuş
oldu.
1975'te bir başka kitle imha silahının ortadan kaldırılmasını
hedefleyen bir anlaşma olan Biyolojik Silahlar Anlaşması (BWC)
yürürlüğe sokuldu. BWC başlangıcından beri hükümlerine uyulmasını
sağlamak konusunda etkisiz kalmıştır; bunun nedeni ise büyük ölçüde
bir teyit mekanizmasından yoksun olmasıdır. Etkili teyit önlemleri
geliştirilmesi yönünde yapılmış olan beş yıllık çalışmalar Haziran
2001'de ABD hükümeti tarafından baltalandı. Bush yönetimi son
dakikada uluslararası denetimler yapılmasını reddetti. İleri
sürülen nedenler ABD'nin ulusal güvenliği ve Amerikan şirketlerinin
sanayi sırlarının korunmasıydı. Bu karar uluslararası toplumda
infiale yol açtı ve Irak konusunda yapılmış olan istekler ışığında
ikiyüzlülük olduğu apaçık.
Aralık 2001'de Yıldız Savaşları füze savunma programı üzerinde
çalışmak üzere anlaşmadan çekildiğini ilan eden Bush yönetimi, Anti
Balistik Füze Anlaşması (ABM) konusunda da yan çizdi.
Eski Sovyetler Birliği ülkelerindeki nükleer silahlar ve
malzemelerin koruma altında tutulması ve yok edilmesi için Birleşik
Devletler tarafından sağlanan fonlar nükleer silahların yayılmasını
önleme konusunda hayati bir öneme sahip bulunmaktadır. Ancak
2001'de göreve gelen Bush Yönetiminin ilk adımlarından biri bu
programların fonlarını yüzde 21 oranında kesmek, diğer taraftan ise
nükleer silah fonlarını yüzde 5 oranında arttırmak olmuştur.
Aynı hikaye bugün de devam ediyor. En son 5 Şubat 2003'te kilit
konumdaki bir ABD Senatosu komitesi, fikir babalığını Bush'un
yaptığı Birleşik Devletler - Rusya Stratejik Saldırı Azaltma
Anlaşması'nın (SORT) onaylanmasını tavsiye etme kararı aldı. SORT
anlaşması tek bir silahın bile yok edilmesini gerektirmiyor ve ABD
ile Rusya'nın silahsızlanma taahhütlerini yerine getirmeleri
konusundaki bir başka başarısızlıklarını simgelemektedir. SORT
anlaşması yalnızca 'konuşlandırılmış' silahlarda kesintiye
gidilmesini sağlıyor ve nükleer silahların tümüyle ortadan
kaldırılmasına yol açacak olan çok taraflı bir silahsızlanma
anlaşmasını test etme niteliği taşıyan NPT anlaşmasına da uygun
düşmüyor. Buna Bush'un Irak'a (veya muhtemel gördüğü bir başka
saldırgana) karşı muhtemelen nükleer silah kullanma ve yeni nükleer
silah üretme planlarını eklersek, açıkça görülüyor ki, ABD hem
NPT'yi, hem de diğer uluslararası nükleer silahların yayılmasını
önleme ve silahsızlanma anlaşmalarını fiilen ihlal etmektedir.
Bunun da ötesinde, bütün bunlar Bush Yönetimi'nin küresel güvenlik
için yakın bir tehdit oluşturduğunu açıkça gösteriyor.