Bu sayfa arşivlenmiştir. İçeriği güncel olmayabilir.

Stokholm Konvansiyonu

Sayfa - 28 Aralık, 2005
Dünyanın en Tehlikeli Kimyasalları olan Kalıcı Organik Kirleticileri Yasaklayan İlk Uluslararası Anlaşma İsveç’in Başkenti Stokholm’de İmzalandı – 23 Mayıs 2001 1940'ların sonuna kadar, onbinlerce yeni sentetik kimyasal madde üretilmiş ve çevreye yayılmıştır. 1960'larda çevre konusunda incelemeler yapan biliminsanları, bugün kalıcı organik kirleticiler (KOKlar) diye adlandırılan endüstriyel kimyasalların doğal yaşam ve insanlar üzerinde şiddetli ve uzun vadeli etkileri olduğunu ilk kez farkettiler. Aynı zamanda KOKlar’ın çevrede ne kadar çok yayıldığını ve küresel boyutta gittikçe büyüyen bir sorun olduğunu da anladılar. Buna karşın, endüstrilerin hiçbir düzenleme olmaksızın çevreyi kirletmeye devam etmelerine izin verildi ve KOKlar dünya üzerinde yaşayan her canlının bedeninde birikerek tüm gezegene yayıldı.

Stokholm Konvansiyonu
<ı>"KOKlar ile savaş başlamıştır" (John Buccinni, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) KOKlar anlaşması görüşmelerinin başkanı, Aralık 2000)

Hükümetler yaygın çevresel kirliliğe ilişkin kaygılarını ilk kez 1970ler’in başında, UNEP Stokholm İnsan Çevresi Konvansiyonu’nu hazırlayan süreçte göstermişlerdir. 30 yıl kadar sonra, Aralık 2000’de, üç yıl süren görüşmeleri engelleyen ülkeler olan ABD, Avustralya, Kanada, Japonya ve Yeni Zellanda, uluslararası baskıya boyun eğdi ve en sonunda KOKlar’ın kullanımdan kaldırılması için ilk küresel anlaşma taslağının oluşturulmasına karar verildi. Bu kararı alan aynı 120 ülke 22-23 Mayıs günlerinde Stokholm’de antlaşmayı imzalamak üzere biraraya geldiler. Sorunun ilk kez gündeme geldiği yer, çözümün de getirileceği yer olarak seçildi.

 

O tarihten bu yana, Konvansiyonu imzalayan ülke sayısı 151’e ulaştı. Antlaşmanın küresel olarak yürürlüğe girebilmesi için, imzalayan ülkelerin kendi meclislerinde Konvansiyonu onaylamaları gerekmektedir. Konvansiyonun uluslararası yasal yaptırımının olabilmesi için gereken 50 ülke onayının 50’si Şubat 2004’de gerçekleşmiştir. 50.onayın ardından gereken 90 günlük süre ise 17 Mayıs’ta dolmuş ve o tarihten itibaren ülkeler yasal yükümlülük altında girmiştir.

 

Şu ana dek onaylayan 100 ülke; Avusturya, Botswana, Bolivya, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Kore Demokratik Cumhuriyeti,Danimarka, Etiopya, Fiji, Finlanda, Almanya, İzlanda, Japonya, Lübnan, Lesoto, Liberya, Lüksemburg, Marshall Adaları, Meksika, Nauru, Hollanda, Norveç, Panama, Rwanda, Saint Lucia, Samoa, Slovakya, Güney Afrika, İsveç, Trinidad-Tobago, Birleşik Arap Emirlikleri, Vietnam, Mısır, Senegal, İsviçre, Mali, Antigua, Barbuda, Senegal, Papua Yeni Gine, Ermenistan, Benini, Azerbeycan,Belarus, Tuvalu, Yemen, Uruguay, Filipinler, Sierra Leone ve Fransa, Tunus, Togo, Makedonya, Tayland, İspanya, Saint Kitts-Nevis, Slovenya, Solomon Adanaları, Uganda, İngiltere ve Kuzey İrlanda, Moldova Cumhuriyeti, Romanya, Katar, Tanzanya Cumhuriyeti, Paraguay, Portekiz, Monako, Moğolistan, Fas, Myanmar, Yeni Zelanda, Nijerya, Umman, Cook Adaları,  Cöte d`lvoire, Kıbrıs, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Cibuti, Dominik, Ekvador, Eritre, Avrupa Topluluğu, Gana, Kenya, Kiribati, Ürdün, Letonya, Liechtenstein, Mauritius, Arnavutluk, Arjantin, Avustralya, Barbados, Brezilya, Bulgaristan, Burkina Faso, Çacl, Şili, Çin.

 

Hükümetlerin önünde Konvansiyon ile ilgili bir karara varacak ve ulusal kanunlarına adapte edebilecekleri üç yıllık süre geçti ve pekçok ülke antlaşma gereklerine uygun ulusal yürürlük planlarını hazırlamaya başladılar. Özellikle antlaşmanın yasal yaptırımınının başlamış olması yükümlük altındaki ülkelerin de aynı şekilde ulusal planlarını hazırlamalarını zorunlu kılıyor.

 

KOKlar’ın Özellikleri

KOKlar doğal sistemlerin maruz kalabilecekleri en sorunlu kimyasallar olup onları özellikle tehlikeli kılan şu üç niteliğe de sahiptirler:

 

Toksisite: Çeşitli toksik etkilere yol açarak biyolojik sistemleri sekteye uğratırlar.
Kalıcılık: KOKlar doğal parçalanma işlemlerine mukavemet eden dengeli bileşikler olup, çevrede kalıcı olma özelliği taşırlar, zehirli etkileri çok uzun süre devam eder.

Biyoakümülasyon: KOKlar besin olarak tüketilen sıvı yağlar, süt, tereyağı, et ve insan dokuları gibi yağlı maddelerde birikir, yoğunlaşır. En yüksek KOK düzeylerine, besin zincirinin başında yer alan kutup ayısı, dişli balina, fok ve insan gibi avcı hayvanlarda rastlanmaktadır. Bunun nedeni, KOKlar’ın bir hayvanın bedeninde, kirlenmiş bir diğer hayvanı yemesi sonucunda birikmesidir.

 

KOKlar: Dünyayı Dolaşan Katiller

KOKlar küresel kirleticilerdir. Yayıldıkları yakın çevreyi kirlettikleri gibi, nehirlerle, hava akımlarıyla ve okyanus akıntılarıyla binlerce kilometre yolcukluk da yapabilmektedirler. Gezegenin sıcak bölgelerinden soğuk alanlara göç ederler ve buralarda büyük oranda yoğunlaşarak yeniden Dünya yüzeyine inerler. Bugün, Kuzey Kutbu gibi çok az endüstriyel etkinlik olan uzak bölgeleri bile kirletmiş durumdadırlar.

 

KOKlar’ın Sağlık Etkileri

Artık KOK'ların tüm dünyada insanları ve doğal yaşamı tehdit ettiğine ilişkin açık bilimsel kanıtlar vardır. İnsanların KOKlar’a maruz kalmasına yol açan en önemli kaynak besinler olup, özellikle de et, balık ve çiftlik ürünleri gibi yağlı besinlerdir.

 

Haziran 2000’de ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA), çok yağlı besin tüketen insanların dioksine maruz kalmaları nedeniyle binde bir gibi yüksek oranda kanser riskiyle karşı karşıya olduklarını hesaplamıştır.

 

KOKlar’a maruz kalmakla ilişkili diğer sağlık sorunları

 

Endokrin bozuklukları, öğrenme bozuklukları, kısırlık gibi üreme sorunları, bağışıklık sistemi değişimleri, endometriosis (bir rahim hastalığı), şeker hastalığı sıklığında artış. Gelişme çağındaki genç insanlar ve yaban hayvanları, KOKlar’ın toksik etkilerinden en fazla zarar gören gruplardır. Kirleticiler plasenta yoluyla anne rahmindeki fetusa, anne sütü yoluyla da bebeğe geçerler. Anne sütü emen bebeklerin, Dünya Sağlık Örgütü’nün kalıcı organik kirletici dioksinler için belirlemiş olduğu günlük üst sınırı 144 katına kadar aştığı yolunda kanıtlar bulunmaktadır.

 

KOKlar: Anlaşma

Stokholm Konvansiyonu KOKlar sorunun çözülmesi yolundaki çalışmalar için sağlam bir temel oluşturacaktır ve aşağıdaki hedeflere yönelik olarak, kimyasallarla ilgili politikalarda ve uygulamalarda dünya çapında radikal bir değişiklik getirecektir:

• Yeni KOKlar’ın Yasaklanması – KOK özellikleri taşıyan (araştırma ve geliştirme kaynaklı) yeni kimyasalların üretilmesinin ve kullanılmasının önlenmesi. Bu koşul, kimya endüstrisine artık çevre ve insan sağlığını büyük ölçekli bir laboratuvar olarak kullanamayacağı yönünde açık bir mesajdır

• Mevcut KOKlar’ın Kullanımdan Kaldırılması – (kirli düzine diye bilinen) 12 kimyasaldan oluşan liste ile başlayarak, UNEP tarafından acil eylem gerektirdiği saptanmış tüm mevcut KOKlar’ın kullanımdan kaldırılması. Yumuşak döşemeler ve elektrik malzemelerinde kullanılan bromlu alev gerileticiler gibi, KOK özellikleri taşıyan diğer mevcut kimyasallar da tedbirli yaklaşım ilkesiyle, Anlaşma’danın kullanımdan kaldırılacaklar listesine eklenebilir. Bu ise bir konuda bilimsel kesinlik bulunmamasının, zarara karşı korunma yolunda eyleme geçmeyi engellememesi gerektiği gerçeğinin tanınmasıdır. Geçmişte, bir sorunun dikkate alınması için, bir kimyasalın insana ve çevreye zarar verdiğinin mutlak bilimsel kanıtının olması gerekirdi ki bu çoğunlukla o zararın önlenebilmesi için çok geç olduğu anlamına gelir.

 

Kirli Düzine Listesinin İçerdikleri:

 

1. Endüstri tarafından bilerek üretilen kimyasallar: Sekiz pestisit: aldrin, endrin, toksafen, klordan, dieldrin, heptakol, mireks, DDT ve endüstriyel kimyasallar olan heksaklorobenzen and PCBler.

 

KOK pestisitlerinin çoğunun üretimi ve kullanımı zaten birçok ülkede yasaklanmıştır, fakat stoklar hala mevcuttur ve onlara çeşitli yollarla maruz kalan ya da onları hatalı biçimde ele alan insanlarda sorunlar yaratmaktadır. Anlaşma çerçevesinde dünyadaki tüm KOK içren pestisit stoklarının yerlerinin araştırılması gereklidir ve en önemlisi, bunların ne yapılacakları konusunda bir karara varılmalıdır. Anlaşma, atık yakmanın önemli bir dioksin, furan, heksaklorobenzen ve PCB kaynağı olduğu gerçeğini tanımaktadır. Eğer KOK stokları yakılırsa kirleticiler oratadan kaldırılmayacak, çevreye daha fazla KOKlar yayılacaktır. KOKlar Anlaşması, stokların yeni KOKlar üretmeksizin ya da KOKlar’ın doğada kalıcı olmasına yol açmaksızın yok edilmesini gerektiriyor.

 

Bazı ülkelerin, yukardaki bazı KOKlar’ı özel nedenlerle kullanmayı sürdürmelerine, örneğin sıtma kontrolü için DDT kullanmalarına izin verilecektir. Yine de bu tür kullanımlar kısıtlanacaktır ve bunlara yalnızca anlaşmanın yönetimden sorumlu organının düzenli toplantılarında kararlaştırılacak belli sürelerle izin verilecektir.

 

2. İstenmeyen endüstriyel yan ürünler olarak çevreye yayılan kimyasallar:


PCBler, heksaklorobenzenler, dioksinler and furanlar

 

Tüm ülkeler, dioksinleri ortadan kaldırma çalışmasının yapılabilmesi için, dioksinleri yayan tüm maddelerin, ürünlerin ve üretim işlemlerinin yerine, dioksin yaymayan alternatiflerin kullanılması gerektiği konusunda anlaşmıştır. Her ülke hangi endüstrilerinin dioksin yaydığını belirleyecek bir envanter oluşturmakla işe başlayacaktır. Bu envanter, PVC plastikleri, kağıt beyazlatma endüstrileri gibi klor kullanan tüm endüstrileri içerecektir. Aynı zamanda, klor içeren evsel, klinik ve tehlikeli atıkları yakan atık yakma tesislerini de kapsayacaktır.

 

KOK'ların Kullanımdan Kaldırılması için Maddi Destek:


Gelişmekte olan ve ekonomik geçiş yapan ülkelerin, KOK kirliliğinin temizlenmesi ve KOKlar’ın yasaklanması için endüstrilerinde reform yapabilmeleri için, zengin ülkelerden maddi ve teknik destek almaları konusunda da anlaşma sağlanmıştır. Greenpeace bu anlaşmayı desteklemekte ve bu teknolojileri yaratarak, bu kimyasalları üreterek KOKlar sorununa yol açan zengin ülkelerin, sorunun çözümünde paylarına düşeni ödemesi gerektiğini vurgulamaktadır.

 

Sonuç:


Greenpeace Stokholm Konvansiyonu’nu desteklemektedir ve KOKlar’ın kullanımdan kaldırılmasına yönelik çalışmalar için sağlam bir temel olarak kabul etmektedir. Bununla beraber Greenpeace, sözler nasıl tek başlarına çevrenin temizlenmesi için yeterli değilse, anlaşmaların da kendi içlerinde tek başlarına çözüm olmadıklarını vurgulamaktadır. Anlaşmalar, ancak hükümetler onları somut eylemlere dönüştürürlerse ve tedbirli yaklaşım ilkesine dayanan endüstriyel ve gerçek yasal değişikliklerini uygularlarlarsa etkili olurlar.

 

Greenpeace aynı zamanda KOKlar’ın kullanımdan ve üretimden kaldırılmasına yönelik olarak hemen eyleme geçilmesi için acil bir gereksinim olduğunu vurgulamaktadır. Bir kez imzalandıktan sonra, bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi için 50 ülke parlamentosu tarafından onaylanması zorunludur. Bu da  beklendiği gibi üç yıl almıştır. Bu süre bile KOK'ların dünyada çevreye ve tabi canlı yaşamına verdikleri zararın artarak devam etmesine yetmiştir.  Hükümetlerin eyleme geçmekte geçiktiği her dakika dünyada KOK'ların yayılımına biraz daha zaman tanımaktadır.

 

Bu nedenle Greenpeace tüm hükümetlere şu çağrıyı yapmaktadır:

• Stokholm konvansiyonunu imzalayan tüm hükümetler KOK'lar antlaşmasını onaylamalı ve acilen yürürlüğe koymalıdır.
• Tüm hükümetler ve endüstriler KOK'ların ortadan kaldırılması için hemen  harekete geçmelidir. Bu ise bilinen ya da kuşkulu KOK kaynaklarının yayılımının acilen durdurulmasını ve bilinen tüm KOK kaynaklarının acilen ortadan kaldırılmasını gerektireceği gibi mevcut KOK stoklarının, KOKları ortadan kaldırmayan, aksine yenilerini üreten ve onların daha geniş alanlara yayılmalarına yol açan, atık yakma işlemi dışında kalan yollarla yok edilmelerini de gerektirecektir.

• Tüm hükümetler bütün KOK'ların nihai olarak bir kuşağın yaşam süresi içinde (25 yıl) kullanımdan kaldırılmaları konusunda yükümlülük almalıdır.

 

Kategoriler