Bu sayfa arşivlenmiştir. İçeriği güncel olmayabilir.

MV Ulla Olayı

Sayfa - 17 Ekim, 2005
2000 yılının Mart ayında zehirli atık taşıyan MV Ulla isimli bir İspanyol gemisi, Türkiye'nin güneyindeki İskenderun İsdemir Limanına girdi.

MV Ulla, 2200 tonluk toksik atıkla birlikte batarken

Resmi İspanyol belgelerinde 9 Aralık 1999'da St.Vincent bayraklı MV Ulla'nın Cezayir’e gitmek üzere 3 bin 488 ton uçucu toksik külle yüklendiği belirtilmektedir. Greenpeace, İspanyol Çevre Bakanlığı kanalıyla gemiye yüklenen toksik kargonun, İspanya'nın kuzeyinde bulunan üç enerji santralinde yakılmış kömürün son ürünü olan uçucu küller olduğunu belirledi. Sözkonusu toksik içerikli atık, Cezayir'de bulunan İspanyol firması S.A. P/C De Dragados'a gönderilecekti. Firma bu uçucu toksik külleri Cezayir'de bir baraj inşaatında kullanmayı planlıyordu.

De Dragados firması, kargonun İspanya'da kötü bir şekilde yüklenmesinden dolayı yükün zarar gördüğünü iddia etti. Geminin toksik kargosunun Cezayir'de reddedilmesinin ardından, gemi bilinmeyen nedenlerle Türkiye'ye geldi.

Atığın Toksisitesi

Atığın Ortadoğu Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü tarafından yapılan numune analizlerinde yüksek düzeyde Krom VI gözlendi (0,14 mg/lt). Çevreye ve insan sağlığına zararlı olduğu bilinen bu ağır metal, ülkeye girişi yasaklanmış olan tehlikeli maddeler arasında sınıflandırılmıştır. Sonuç olarak, Türkiye Çevre Bakanlığı gemiyi limanda durdurdu ve mühürledi.

Atıkların Akıbeti

17 Mayıs 2000’de Türkiye Cumhuriyeti Çevre Bakanlığı, Basel Sekreterliği'ne ve İspanyol yetkililere yükün İspanyol kökenli olduğunu belirten bir mektup göndererek İspanya'ya geri gönderilmesini talep etti.
Basel Anlaşması
'nın 9.2 maddesine göre, İspanyol hükümetinin atıkları İspanya’ya geri alması gerekiyor.

Ekim 2001’de İspanyol hükümeti, Türk Dışişleri Bakanlığı'na İspanyol Hükümeti'nin bu konudaki konumunu açıklayan resmi bir mektup gönderdi. Mektupta Fransa merkezli Lafarge-Asland firmasının İspanya şubesinin, yasadışı atık ticareti ve sorumsuzluk nedeniyle 50 bin Avro cezaya çarptırıldığı belirtilmekteydi (Yasadışı atık ticareti 30.050,61 Avro ve sorumsuzluk nedeniyle 18.030,35 Avro). İspanyol hükümeti ayrıca şirketi atıkların geri getirilmesi ve bertarafı için bir eylem planı hazırlamaya zorunlu kıldı. De Dragados, İspanyol hükümetinin bu yasadışı ticarete ilişkin kararını yüksek mahkemeye götürdü.

Bu tür toksik atıkların Türkiye'ye girişi, gerek ulusal gerek uluslararası yasalarla yasaklandığından, Türkiye Hükümeti, İspanyol Hükümeti'ni ve Basel Sekreterliği'ni bu sorunu çözmek üzere harekete geçmeleri konusunda 2002 yılının Ocak ayında bir kez daha uyardı.

Dragados davası, İspanyol hükümetinin atıkları geri alınması yolunda resmi kararlar alabilmesi için yıllarca zaman kaybetmesine neden oldu. Buna karşın 2002 yılında İspanyol hükümeti atıkların sorumluluğunu kabul ederek geri almayı taahhüt etmesine karşın, bu kez Türkiye'deki yasal süreç buna izin vermedi. Türkiye'de Mavi Deniz Gemi Acentası tarafından açılan diğer bir dava, gemi ve yüküne haciz konulmasına yol açarak, kargonun herhangi bir değerinin olmadığı ve yükün boşaltılabileceği yolunda bir karar alınana kadar (Haziran 2004) yetkililerin yükü gemiden boşaltmalarına engel oldu.

Bu tarihten sonra ise bu kez Türk yetkililer, İspanya hükümetinin mali destek konusundaki resmi yanıtını bekleyerek bu skandalın daha da uzamasına yol açtılar. Aynı dönemde ise İspanyol hükümeti, Lafarge-Asland firmasına Türkiye'deki atığın alınıp İspanya'ya getirilmesi konusunda talimat verdi ve çalışmalar gemi batmadan on gün önce başladı.

Son perde

Gemi, İsdemir limanında kötü koşullar altında ve yüksek batma riskiyle duruyordu. Bakanlığın tüm bu yetersiz ve yavaş eylemleri, Eylül 2004'te geminin batmasıyla beraber bir çevre felaketine neden oldu. Basel Anlaşması'nın ilgili maddelerine göre (10/14), sorumlu taraflar derhal işbirliğine girerek tüm güçleriyle suyun altında bulunan gemideki atığı kurtarmalıydı. Sorumlu tarafların tüm güçleriyle suyun altında bulunan gemideki atığı kurtarmak adına çok hızlı hareket etmeleri gerekirken çalışmalar dokuz aya yayılan bir süreçte ancak başlayabilmiştir.

Sorumlu şirketler Dragados ve Mavi Deniz, bir miktar tazminat ödemeye mahkum edilmekle birlikte, operasyon giderleri Lafarge tarafından karşılandı.

M/V Ulla'nın batışı Türkiye'deki pek çok sivil toplum örgütünü harekete geçirdi ve geminin atığı ile beraber sudan çıkarılması ve İspanya'ya iadesini talep eden bir kampanya başlatıldı. Taraflar, Aralık 2004'te, geminin batışından ancak dört ay sonra bir anlaşmaya varabildi. Bu anlaşmaya göre, LaFarge 1,5 milyon dolar ödeyerek masrafları üstlenmeyi; Türk tarafı operasyonu koordine etmeyi, İspanya ise atığın ülkeye iadesini kabul etmişlerdir.

Ancak tarafların sözkonusu işlem ve çalışmalara başlamaları, Haziran 2005'e kadar beş ay daha zaman aldı. M/V Ulla, hükümetlerin bu tür yasadışı ticaret vakalarına karşı sorumsuz ve ilgisiz tavırlarına oldukça net bir örnektir. Bu olay, Akdeniz'e bir tehdit oluşturmadan beş yıl önce çözümlenebilirdi.

Tüm bürokratik ve teknik sorunlara karşın, bu olayın bu biçimde çözüme ulaşması, yani tüm tarafların sorumluluklarını kabul etmeleri; uluslararası hukukun zaferi olarak değerlendirilebilir.

Türkiye hükümeti için sırada, buna benzer bir örnek olan İtalyan atıkları olayı vardır.

Kategoriler