MV Ulla, 2200 tonluk toksik atıkla birlikte batarken
Resmi İspanyol belgelerinde 9 Aralık 1999'da St.Vincent bayraklı MV
Ulla'nın Cezayir’e gitmek üzere 3 bin 488 ton uçucu toksik külle
yüklendiği belirtilmektedir. Greenpeace, İspanyol Çevre Bakanlığı
kanalıyla gemiye yüklenen toksik kargonun, İspanya'nın kuzeyinde
bulunan üç enerji santralinde yakılmış kömürün son ürünü olan uçucu
küller olduğunu belirledi. Sözkonusu toksik içerikli atık, Cezayir'de
bulunan İspanyol firması S.A. P/C De Dragados'a gönderilecekti. Firma
bu uçucu toksik külleri Cezayir'de bir baraj inşaatında kullanmayı
planlıyordu.
De Dragados firması, kargonun İspanya'da kötü bir şekilde
yüklenmesinden dolayı yükün zarar gördüğünü iddia etti. Geminin toksik
kargosunun Cezayir'de reddedilmesinin ardından, gemi bilinmeyen
nedenlerle Türkiye'ye geldi.
Atığın Toksisitesi
Atığın Ortadoğu Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü
tarafından yapılan numune analizlerinde yüksek düzeyde Krom VI gözlendi
(0,14 mg/lt). Çevreye ve insan sağlığına zararlı olduğu bilinen bu ağır
metal, ülkeye girişi yasaklanmış olan tehlikeli maddeler arasında
sınıflandırılmıştır. Sonuç olarak, Türkiye Çevre Bakanlığı gemiyi
limanda durdurdu ve mühürledi.
Atıkların Akıbeti
17 Mayıs 2000’de Türkiye Cumhuriyeti Çevre Bakanlığı, Basel
Sekreterliği'ne ve İspanyol yetkililere yükün İspanyol kökenli olduğunu
belirten bir mektup göndererek İspanya'ya geri gönderilmesini talep
etti.
Basel Anlaşması'nın 9.2 maddesine göre, İspanyol hükümetinin atıkları İspanya’ya geri alması gerekiyor.
Ekim 2001’de İspanyol hükümeti, Türk Dışişleri Bakanlığı'na İspanyol
Hükümeti'nin bu konudaki konumunu açıklayan resmi bir mektup gönderdi.
Mektupta Fransa merkezli Lafarge-Asland firmasının İspanya şubesinin,
yasadışı atık ticareti ve sorumsuzluk nedeniyle 50 bin Avro cezaya
çarptırıldığı belirtilmekteydi (Yasadışı atık ticareti 30.050,61 Avro
ve sorumsuzluk nedeniyle 18.030,35 Avro). İspanyol hükümeti ayrıca
şirketi atıkların geri getirilmesi ve bertarafı için bir eylem planı
hazırlamaya zorunlu kıldı. De Dragados, İspanyol hükümetinin bu
yasadışı ticarete ilişkin kararını yüksek mahkemeye götürdü.
Bu tür toksik atıkların Türkiye'ye girişi, gerek ulusal gerek
uluslararası yasalarla yasaklandığından, Türkiye Hükümeti, İspanyol
Hükümeti'ni ve Basel Sekreterliği'ni bu sorunu çözmek üzere harekete
geçmeleri konusunda 2002 yılının Ocak ayında bir kez daha uyardı.
Dragados davası, İspanyol hükümetinin atıkları geri alınması yolunda
resmi kararlar alabilmesi için yıllarca zaman kaybetmesine neden oldu.
Buna karşın 2002 yılında İspanyol hükümeti atıkların sorumluluğunu
kabul ederek geri almayı taahhüt etmesine karşın, bu kez Türkiye'deki
yasal süreç buna izin vermedi. Türkiye'de Mavi Deniz Gemi Acentası
tarafından açılan diğer bir dava, gemi ve yüküne haciz konulmasına yol
açarak, kargonun herhangi bir değerinin olmadığı ve yükün
boşaltılabileceği yolunda bir karar alınana kadar (Haziran 2004)
yetkililerin yükü gemiden boşaltmalarına engel oldu.
Bu tarihten sonra ise bu kez Türk yetkililer, İspanya hükümetinin
mali destek konusundaki resmi yanıtını bekleyerek bu skandalın daha da
uzamasına yol açtılar. Aynı dönemde ise İspanyol hükümeti,
Lafarge-Asland firmasına Türkiye'deki atığın alınıp İspanya'ya
getirilmesi konusunda talimat verdi ve çalışmalar gemi batmadan on gün
önce başladı.
Son perde
Gemi, İsdemir limanında kötü koşullar
altında ve yüksek batma riskiyle duruyordu. Bakanlığın tüm bu yetersiz
ve yavaş eylemleri, Eylül 2004'te geminin batmasıyla beraber bir çevre
felaketine neden oldu. Basel Anlaşması'nın ilgili maddelerine göre
(10/14), sorumlu taraflar derhal işbirliğine girerek
tüm güçleriyle suyun altında bulunan gemideki atığı kurtarmalıydı. Sorumlu tarafların tüm güçleriyle suyun altında
bulunan gemideki atığı kurtarmak adına çok hızlı hareket etmeleri gerekirken çalışmalar dokuz aya yayılan bir
süreçte ancak başlayabilmiştir.
Sorumlu şirketler Dragados ve Mavi Deniz, bir miktar
tazminat ödemeye mahkum edilmekle birlikte, operasyon giderleri Lafarge tarafından
karşılandı.
M/V Ulla'nın batışı
Türkiye'deki
pek çok sivil toplum örgütünü harekete geçirdi ve geminin atığı ile
beraber
sudan çıkarılması ve İspanya'ya iadesini talep eden bir kampanya
başlatıldı. Taraflar, Aralık 2004'te, geminin batışından ancak dört ay
sonra bir anlaşmaya varabildi. Bu anlaşmaya göre, LaFarge 1,5 milyon
dolar ödeyerek masrafları üstlenmeyi; Türk tarafı operasyonu koordine
etmeyi,
İspanya ise atığın ülkeye iadesini kabul etmişlerdir.
Ancak tarafların sözkonusu
işlem ve çalışmalara başlamaları, Haziran 2005'e kadar beş ay daha zaman aldı.
M/V Ulla, hükümetlerin bu tür yasadışı ticaret vakalarına karşı sorumsuz ve
ilgisiz tavırlarına oldukça net bir örnektir. Bu olay, Akdeniz'e bir tehdit
oluşturmadan beş yıl önce çözümlenebilirdi.
Tüm bürokratik ve teknik
sorunlara karşın, bu olayın bu biçimde çözüme ulaşması, yani tüm tarafların
sorumluluklarını kabul etmeleri; uluslararası hukukun zaferi olarak
değerlendirilebilir.
Türkiye hükümeti için sırada, buna benzer bir örnek olan İtalyan atıkları olayı vardır.