Kyoto – Olası Birikim Alanları

Alevler Vale Alto’daki ormanlık alanın büyük bölümünü yokederken. Portekiz, son yirmi yılda yaşadığı en büyük orman yangınında dokuz kişinin ölmesi, binlerce hektarlık orman alanın ve evlerin yanmasının ardından ulusal afet ilan etmişti.

Kyoto Protokolü, iklim değişikliğine neden olan gazların sınırlandırılması için uluslararası alanda yapılmış tek anlaşma olmasına rağmen içerdiği hukuki boşluklarla birlikte mükemmellikten uzaktır. Yıllar süren görüşmeler sonunda bu boşlukların büyük bir bölümü doldurulmuş veya yeniden düzenlenmiş olsa da, uluslararası toplum dikkat etmezse anlaşmanın etkinliği azaltılabilir.

Kyoto’nun sunduğu karbon ticareti mekanizmaları, ideal olarak, sağlam ve “sızdırmaz” yapılarına; yani, ulusal hesap sistemlerinin ve uluslararası kontrollerin sonucunda ulaşılan salım ölçümlerinin güvenilirliğine dayanır. Temiz Gelişim Mekanizması (CDM) ise varsayılan bir sınırın altına inmeyi amaçlayan projeleri nedeniyle (“proje gerçekleşmeseydi ne olurdu?”) bir ölçüde bu yapının dışındadır. Ticaret ve Ortak Uygulama (JI)’dan farklı olarak, Annex B (sanayileşmiş) ülkelerinin protokolde belirtilen sınırlarının üzerine kazandıkları kredileriler kadar çıkmalarına imkan sağlaması gibi bir istisnaya sahiptir.

Bu gibi sorunlar, CDM projelerinin yöntemleri değerlendirilirken ve bu projeler uygulanırken çok sağlam prensiplere uyulması ve gerçek iklimsel faydaların aranması gerektiği anlamına gelir. Geçen yedi yılda süren tartışmalar da çoğu zaman bu yapının bütünlüğünü kurmak içindi. Sonuç mükemmel değil ama yine de üzerinde çalışabileceğimiz sağlam bir temele sahibiz. Buradaki en büyük zayıflık, fosil karbon salımıyla organik karbon birikim alanlarının birbirine karıştırılması, ve bunun sonucunda da atmosfere (salım azaltımı adı altında) daha fazla karbon salımı.Karbon stoku sorunu

Kyoto Protokolü’nün maddeleri ile, karbon birikimi sağlayan bazı toprak kullanımı yöntemleri ve ormancılık faaliyetleri alanlarında düzenlemeler yapılarak, bunların salım azaltımı kredisi olarak ilgili ülkelerin hanesine eklenmesinin yolu açılmış oldu. Buradaki mantık, “bir ağaç bir ton karbon içeriyorsa, atmosferden bir ton karbon azaltılmıştır” şeklinde yürütülüyor; böylece ülke, anlaşma ile belirlenen sınırlarından bir ton fazla karbon salabiliyor.

Bu teori – orman alanları bitkiler ve toprakta stok yapılan karbon karşılığında fosil yakıt kullanımı ile karbondioksit salımına devam edilmesi – aslında oldukça yanlış. Ne yazık ki, ağaçlarda tutulan karbon atmosferden uzun bir süre ayrı kalmıyor ve sonunda tutulmuş sayılan bir ton karbon atmosfere geri dönüyor. Bu sistemin sonucu, salım azaltımı yükünün gelecek nesillere bırakılmasından ibaret.

Ana nokta, bu karbon stoklarından faydalanırken ana amacımızdan sapmamak, yani tüm politik ve parasal kaynağımızla fosil yakıtların kullanılmamasını sağlamak. Gerçekte bu stoklar bize zaman bile kazandırmayabilir; zira, eğer sanayileşmiş ülkeler karbon salımlarını hedeflenen oranda azaltmazlarsa, iklim değişikliğinin tehlikelerini önleyemeyecek bir konumda oluruz.

Kyoto Protokolü’nün amacı gaz salımlarını azaltmaktı, mekanizmalar yaratarak bu azaltmayı engellemek değil. Bu yüzden Greenpeace protokolde yer alan bu karbon stoku mekanizmasının mümkün olduğunca az kullanılmasını sağlamak için çalışıyor. Belirli sayıda ülkenin, Kyoto’da yer alan bu hukuki boşluktan yararlanmayacağını taahhüt ettiğini de hatırlatalım.

Hükümetlerimizin güvenilir olabilmesi için birlikte çalışmalıyız. Fosil yakıt sanayisi her zaman “kolay yolu” seçip sadece kağıt üstünde salım azaltımını destekleyecektir. Bu çabalar kısa vadede fosil yakıt sanayisinin karlarını artırabilir ama uzun vadede bir felakete dönüşecek. Ne yapabileceğinizi görmek için bize katılabilirsiniz!