Yaşadığımız günlerde bir çevre bilimci olmak hiç de kolay değil. Dünyanın en güçlü liderleri önemli araştırma enstitülerini kapatmaya çalışıyor. Asparagas haberlerin yayılması ise özgün bilimi her zamankinden daha önemli hale getiriyor. 30 yıldır Greenpeace’in Bilim Birimi’nde çalışan ve Araştırma Laboratuvarımızın kurucusu olan Dr Paul Johnston ile konuştuk; iklim konusunun önemine ve gezegenimizi nasıl bir geleceğin beklediğine dair sohbet ettik.  

Paul, 1997 yılında. Son 20 yıldır pek değişmemiş.
                                         Paul, 1997 yılında. Son 20 yıldır pek değişmemiş.

Greenpeace için çalışan bir çevre bilimci olarak bizimle tam olarak ne iş yaptığınızı paylaşır mısınız?

En kısa şekilde cevap vermem gerekirse, bir sürü farklı şey yapıyorum. Bu mesleği ilginç hale getiren şey de bu çeşitlilik. Son iki haftada Bilim Birimi olarak gıdaların içindeki pestisitleri inceledik; karbon depolama ve hayvancılık sektöründeki nitrojen kirliliği üzerine yazılan raporları analiz ettik; hava kirliliğini modelledik; plastik tanecik aramak için okyanuslardan numune aldık; Rusya’daki çocuk oyuncaklarının içindeki tehlikeli kimyasallar üzerine birkaç analiz yaptık.

Greenpeace’in yürüttüğü her kampanyaya bilgi sağlıyoruz ve çevresel zararlara bilimsel araştırmalar aracılığıyla tanıklık etmeye çalışıyoruz. Bütün bu anlattıklarımı tek bir başlık altında özetlemek gerekirse, yaptığımız şeyi “çevresel adli kimya” olarak tanımlayabilirim.

“Kayıtlı tarihteki en sıcak yıl” başlığı sık sık karşımıza çıkıyor, NASA da bu bilgiyi doğruladı. 1 ila 10 arasında bir puan vererek, küresel ısınma ile ilgili ne kadar endişelenmemiz gerektiğini söyleyebilir misiniz?

Çok endişelenmemiz gerekiyor ve sanırım bu durum 10 üzerinden en az 11 puanı hak ediyor. İçinde yaşadığımız ve çocuklarımıza miras bırakacağımız dünyayı temelden değiştirecek bir şeylerin pençesindeyiz. Deniz seviyesi yükseliyor, gıda güvenliği ve ekstrem hava şartları bu yüzyıl içinde kritik oranlara ulaşacak. Bunu değiştirecek araçlara sahibiz, sadece bu araçları uygulamamız gerekiyor.

Size göre Paris Anlaşması gereğince küresel sıcaklığı 1.5 derecenin altında tutamazsak yaşanacak dünyanın sonu senaryosu” nedir?  

Bunu öngörmek zor. Dünya bizim bildiğimiz gibi var olmayacak. Şimdiden bir takım değişiklikler yaşadık, kimse henüz ne kadar olduğunu bilmiyor ama bu yeni iklimin yaşamı bugün olduğu şekilde desteklemeyeceğinden emin olabiliriz.  

Kabus bir senaryo istiyorsanız şunu söyleyebilirim, son derece derin bir sosyal değişim yaşanacak. Teknik ilerlemeler bizi kurtarmayacak. Bununla başa çıkma yeteneğimiz gücümüzün ne kadarına yeteceğine bağlı olacak ki bu da topluluklar arasındaki eşitsizliği artıracak. En güçsüz olanlar, en kötü etkilenenler olacak. Gelişmiş dünya koyduğu sınırları artırdıkça, kaynaklar üzerinden çatışmalar yaşanacak. Bu durum ortak bir ihtiyaca yönelik olarak çalışan küresel bir insan toplumuna öncülük etmeyecek.      

Aral Gölü, 1993                                                                  Aral Gölü, 1993

İnsanlar yeni koşullara inanılmaz şekilde uyumlular ama bu durum bu yeteneğin sınırlarını zorlayacak. İklim değişikliğinin Orta Doğu ve Orta Amerika’daki eski medeniyetlerin çöküşüyle tarihsel olarak çakıştığına, bu medeniyetlerin topraklarının nüfuslarını destekleyemeyecek hale geldiğine dair kanıtlarımız var. Bu bize fark edilir gelmeyebilir ama hayat devam edecek. Temel ilkelere geri dönsek ve tekrar evrimleşsek bile gezegen ayakta kalacak.  

Peki ya zamanında harekete geçmeyi başarırsak? Dünya sihirli bir şekilde kurtulacak mı? Ormanlar yeniden dolacak mı? Kuzey Kutbu’nda yaşanan erime sona erecek mi?

Yarın tüm fosil yakıtları yakmayı bıraksak bile, şimdiye kadar belli bir seviyeye gelen değişiklikleri yok sayamayız. En büyük umudumuz bu değişikliklerin miktarının en aza inmesi. Sihirli bir değnek yok, gezegen eski haline dönmeyecek ama belki yeni bir durumda stabilize etmek mümkün olabilir. Ya olduğumuz gibi devam edeceğiz ve her şeyin daha kötüye gitmesine seyirci kalacağız ya da şimdi harekete geçip bizim ve diğer türlerin üzerindeki etkiyi en aza indirmeye çalışacağız.

İklim değişikliğine inanmayan birine neler söylemek istersiniz?

Bu, tartışmaya açık bir teori değil; iklim değişikliği gerçeği binlerce bilim insanının derlediği saysız kanıta dayanıyor. İklim değişikliğini inkar edenler 1800’lü yılların sonuna kadar uzanan bir bilimsel mutabakatı da inkar etmiş oluyor. Bunun aksine inanmaya devam etmek ancak bir hayal dünyasının ürünü olabilir. Şüpheye yer yok. Bunu göremeyen insanlar için gerçekten üzülüyorum.

İnsanların hangi spesifik bilimsel kavramları yanlış anlaması sizi rahatsız eder?

Bilim insanlarının normal insanlardan farklı varlıklarmış gibi görülmesi beni rahatsız ediyor. Hepimiz insanız, hata yapabiliriz, belli durumlardan etkilenebiliriz ve bizim beyinlerimizin de bir sınırı var! Belirsizliği bilimin dışına çıkartamayız; tüm boşlukları kaldırıp bir teoriyi gerçek olarak sunmak bilim insanlarını farklı bir duruma düşürüyor, bu da insanların kafasını karıştırıyor.    

Bazı bilim insanlarının gezegeni onarmak için manipüle etmemiz gerektiğini düşünmeleri beni rahatsız eden bir diğer konu. Jeolojik mühendislik gibi yanlış çözümlerden sakınmamız gerekiyor. Yakın zaman önce okuduğum bir makale Kuzey Kutbu’ndaki buz tabakasını dondurmaya çalışmak için bölgeye soğuk su pompalama planlarını anlatıyordu. Bu tamamen delilik! Bu eski düşünce tarzı dünyanın bir makine gibi işlediğine inanıyor ama doğal sistemlerin işleyişi bu şekilde değil.

Dünyaya fakirlik, savaş, evrensel eğitim ve sağlık hizmetlerinin eksikliği gibi çok sayıda kötü durum hakimken, bilim insanlarının üzerinde çalıştığı en önemli alanın çevresel koruma olması hakkında ne düşünüyorsunuz?  

Önem denilen şeyi ölçümleyemezsiniz. Üzerinde çalışılacak çok sayıda alan var, çevresel koruma ise kişisel olarak bana en uygun olan alan. Bu alan benim ilgi ve tutkumu yansıtıyor, ben gezegenimizin gelecek için korunduğunu görmek istiyorum. Bunların hepsi birbiriyle bağlantılı. Benim düşünceme göre, bir bilim insanı kendisi ile en ilişkili olan alanı seçmeli ve bu alan üzerinde çalışmalı.

Çevre bilimi yeterli derecede temsil edilmeyen, zor, zahmetli ve karışık bir alan. Finansal ödüller getirdiği de söylenemez. Hava kirliliğini araştırarak ün kazanamıyorsunuz.

Bu zamana kadar çevremizi korumak konusunda başarılı bir performans sergileyemedik ama ben bunun değiştiğini görmeyi umuyorum. İnsanlığın ortak bilgisine katkıda bulunan insanların oluşturduğu bu büyük sürecin küçük bir parçası olmak benim için bir ayrıcalık.    

İklim değişikliği veya çevre ile ilgili kulağa çok umutsuz gelmeyen söylem hangisidir?

Ben bu işe başlayalı 30 sene oldu ve bu süre içinde bazı değişiklikler yaşandı. Denize atık boşaltılmasının önüne geçen Londra Konvansiyonu, kalıcı organik kirleticileri yasaklayan Stockholm Konvansiyonu, insanları iklim değişikliği konusunda bilgilendirmek için çalışmalar yapan Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) bunlardan birkaçı. İşte bunlar bana umut veriyor. Sorunların sayısı çok fazla ama bu sorunları belirlemek ve üzerlerine eğilmek de iyi bir gelişme.  

Artık çok daha fazla ciddiye alınıyoruz. Artık biyolojik çeşitliliği ve doğal hayatı koruma ihtiyacını önemsediğimiz için kimse bize gülmüyor. Gezegenimizi onaramamış olabiliriz ama kötümser düşünmemiz gerekiyor: Bazı alanlarda önemli gelişmelere imza attık, bu bana diğer alanlarda da aynısını yapabileceğimiz konusunda umut veriyor.

Bugün çevrenin korunmasına yardımcı olmak için herkesin yapabileceği tek bir şey olsaydı, bu ne olurdu?  

Bir anlığına durup gezegenimiz ve çevremizdeki sistem üzerinde yarattığımız etkiler hakkında düşünmek. Hayatımızı nasıl yaşadığımızı, ne kadar atık ürettiğimizi, ne kadar uzağa seyahat ettiğimizi, ne yediğimizi, ne satın aldığımızı düşünmek. Bu soruların hepsi son derece önemli. Bunlar üzerine tek tek düşünmek fark yaratmaya yardımcı olabilir.

Bununla birlikte başkalarını da aynı şekilde düşünmek için etkilemeye çalışmalıyız; kurumlara baskı yapmalı, perakendecilik sektörüne meydan okumalıyız. Sesimizi yükseltmeli ama bunu barışçıl bir şekilde yapmalıyız.

Çoğu insan bunlar üzerine düşünmüyor. İnsanları dünya görüşlerini gözden geçirmeleri, hatta her şeyden önce bir dünya görüşü üzerine düşünmeleri için ikna etmek kolay değil ama değişim için gerçekleşmesi gereken şey bu!