Geçtiğimiz yıl 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nün en göz dolduran pankartı, on binlerce kadının arasında parlayan “Kadınlar Birlikte Güçlü” pankartıydı. Kadın dayanışmasını, birlikte mücadelenin kıymetini, dayanışmayı, birbirini kollamaya işaret eden bu birlikte güçlenmeyi, en çok başka şehirlerde, kırsalda, çevre suçları ile mücadele eden kadınlarla karşılaştığımda düşünüyorum.

Kadın olmak beni hayatın her alanında farklı güçlüklerle tanıştırdı. Ailede, sokakta, eğitimim boyunca, iş yerinde. Hayatta bana hep bir şeylerin hesabını yaptırdı. Duygularımın, bir sonraki adımımın, hayat planlarımın, ilişkilerimin. Çünkü kadın olmak, erkek egemenliğinin temel hayat kurgusu olarak dayatıldığı bir gündelik hayatta, kadınları hesaplar yaptırmaya zorlar. Eve kaçta geleceğinin, sokakta nasıl var olduğunun, geçim sıkıntısının, iş yerindeki erkek egemenliğine karşı bir kadın olarak yapılması gereken atakların...

Bugüne kadar yaşadığım şehirler hep büyük şehirler oldu. Ankara ve İstanbul. Kentli bir kadının yaşaması çok muhtemel ayrımcılık pratikleri, şiddet korkusu, geçim derdi, erkek şiddeti ve daha nicesi birçok kadın gibi benim de gündelik hayatımın ayrılmaz parçaları oldu. Ben bu güçlüklerle feminist harekette örgütlenerek başa çıkabildim. Çok güzel, beni mutlu eden kadınlarla tanıştım. Feminizmin kadınları mutlu ettiğini kendi duygularımla deneyimledim. Feminizm bana yalnız olmadığımı öğretti.

Çevre suçları için mücadele etmeye başlamak ise bana kadın mücadelesine dair bambaşka bir perspektif kazandırdı. Daha küçük bölgelerde, kırsalda meydana gelen çevre suçlarının, kadınları daha farklı ve katmerli olarak etkilediğine tanık oldum. Kırsalda kadınları bambaşka bir pencereden dinliyordum. Çünkü bu kadınların anlattıkları, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığın çevre suçları açısından bir görünümü. Evlerini, yaşam alanlarını, sağlıklarını korumanın kadın olarak önemini, çevreyi yıkıma uğratmanın getirdiği hastalıkların bakım yükümlüsü olmanın güçlüklerini anlatıyorlar.

Adana’da bir kadın, kömürlü termik santralin külünden dolayı, kendisine cinsiyetinden dolayı zaten görev olarak verilmiş ev temizliğini, nasıl her gün yeniden yapmak zorunda kaldığını anlattığında, kirli endüstrinin kadınların gündelik hayatlarındaki varlığını anlamıştım. Cinsiyet, kadın emeği, kirli endüstrinin kadının gündelik hayatını daraltması… Her şey vardı bu hikayede.

Dün Çerkezköy’de yine muhteşem kadınlarla tanıştım. Fevziye’nin evine misafir oldum. Bölgede kalan son ormanına göz dikmiş olan termik santral projesine karşı mücadele ederken gündelik hayatının nasıl değiştiğini anlattı. Her gün toplantı, kameralara, mikrofonlara söylenecek sözleri düşünmek, kafa yormak, termik santral olan bölgelere gidip insanlarla konuşmak, öğrendiklerini Pınarça köylülerine anlatmak… Mücadelesi ona termik santralin soğutuma suyunun nasıl yer altı suları için ciddi bir tehdit olduğunu öğretmiş, o da bize anlatıyordu. Birkaç hafta önce Zonguldak’a gitmiş, termik santrali yerinde görmüş; fotoğraflar, videolar çekmiş. Günü toprak üzerine geçtiğinden, termik santralin yakınında bir araziden bir parça toprak almış getirmiş, insanlara kirliliğin toprağa neler ettiğini göstermek için. Fevziye’nin deyimi ile, uykusu Fevziye’yi terk etmiş, gece gündüz mücadelesini düşünür olmuştu.

Şehirlerde, kırsalda, çevre suçlarına karşı kararlılıkla mücadele eden kadınlar, feminizme bağlılığımı daha da güçlendirdi. Ağaçların, kepçelerin önünde duran kadınlar, kentli bir kadın olarak bana yaşam alanı mücadelesini öğretti. Kenti, yaşadığım yeri korumanın önemini bu kadınlardan öğrendim.

Çevre mücadelesi, yerel, ulusal ve küresel ölçekte birbirine değiyor, birbiri ile kesişiyor. Dünyayı, yaşamı tehdit eden iklim değişikliğinin de cinsiyet örüntüsü var. Yakın bir zamanda yayınlanan araştırmaya göre, iklim değişikliğini reddetmek ile patriyarkal ve hiyerarşik yapıları kabul etmek arasında korelasyon var.

Araştırmalar, kirletme davranışının ve tüketimi arttırma motivasyonunun, geleneksel erkeklik ve kadınlığı tanımlayan norm ve değerlerin, toplumsal cinsiyet öğretisinin bir sonucu olduğunu gösteriyor.

Kısacası, kentlerde, kırsalda, uluslararası alanda, kadınların mücadelesi ortak bir yolda buluşuyor, kesişiyor. Bu buluşmalar, bize dayanışmayı öğretiyor. Bir araya gelmek, birlikte bir mücadele örgütlüyor, birlikte mücadele bizi güçlendiriyor.

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü, 16. kez, kadınları ve transları 19.30’da Fransız Kültür Merkezi önüne çağırıyor.