nukleerkamp

Geçtiğimiz hafta Taksim Meydanı'nda 9 gün devam eden nükleer karşıtı direnişimize, cumartesi düzenlenen yürüyüşle ara vermiştik. Yeni hükümete nükleer santral konusunda bir yol haritası belirlemeleri için zaman tanıdık ve talebimiz çok net: Rusya ile yapılan nükleer santral anlaşması iptal edilmeli.

Ancak seçimlerin hemen ardından Enerji Bakanı Taner Yıldız 13 Haziran’da katıldığı bir toplantıda nükleer santral kurma çalışmalarının hızla devam ettiğini açıkladı. Yeni dönemde de nükleer enerji santrali planlarında kararlı olduklarının sinyalini vermiş oldu. 

Sebep aynı:

Kalkınma ve enerji ihtiyacı... İşe kalkınma vizyonunu değerlendirerek başlamak gerekirse, ileri demokrasilerde çevre konusu en önemli başlıklar arasındayken, Türkiye kalkınmada sadece bir figür olarak kalıyor. “Gelişmiş ülkelerde” insan odaklı gelişen kalkınma kavramı burada ise tam tersi biçimde işliyor. Çernobil ve Fukuşima’dan hala bir ders almayan hükümet, halkın geleceğini göz göre göre ipotek altına almakta kararlı gözüküyor. Ülkeyi yönetenleri "ülkenin varlığı ve mirasını koruma görevi üstlenmiş" olarak düşündüğümüzde, nasıl bir gelişme modelini benimsememiz gerekiyor?  Çevresel ve demokratik standartların kalkınma yolculuğunda en geri planlarda kaldığı günümüzde, bu durum gelecek günler için çok daha derin kaygılara sebep olacak. Önümüzdeki dönemde mücadeleye belki daha zorlu şartlarda ama son hız devam etmemiz şart.

Örnekler çok açık:

Geçtiğimiz ay Kütahya’da siyanürle madencilik sahasında yaşanan kazadan sonra yaptığımız analizlerde köyün içme suyu kaynaklarında siyanür çıkmıştı. Oysa Çevre ve Orman Bakanlığı ısrarla bu gerçeği reddetmişti. Çok kısa bir süre sonra Kütahya Dulkadir Köyü’nde 5 kişi siyanürden dolayı zehirlendi. Kömürlü termik santrallerden kaynaklı çevre ve sağlık sorunları da yıllardır göz ardı edilmeye devam ediliyor. Milli parklarda, hatta doğa koruma alanlarında yapılan yıkıcı yatırımlar, nefes alabileceğimiz tek bir alan bile kalmayana kadar devam mı edecek? Denizlerin geleceği için balık boylarının yeniden düzenlenmesi için kader anı 21 Haziran. Bakalım denizlerin geleceği için bir adım atılabilecek mi?

siyanur

Belli ki bu kalkınma modelinde çevre ve yaşam hakkından daha önemli öncelikler var. Hayatımızda Enerji ve Orman Bakanlığı ile Şehircilik ve Çevre Bakanlığı olacak yakın geleceğimizde çevre konusunun nasıl ele alınacağının da sinyalleri veriliyor aslında. Nükleer santraller, termik santraller, madenler, HES’ler, üçüncü köprü gibi yıkıcı yatırımlar kalkınma adı altında yaşamamızın tam ortasına yerleştiriliyor. 
 
Sınırlı bir dünyada sınırsız büyümenin gerçekleşmeyeceği bilinciyle, yıllardır mücadelemizi sürdürüyoruz. Şimdi biraz daha zorlu şartla altında. Ekolojik yıkımın giderek daha gözle görülür bir hale geldiği bu zamanda, nükleersiz ve temiz bir gelecek için mücadeleye devam.

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan