En fazla nükleer reaktöre sahip ülkelerden biri olan Japonya, en kötü kazalardan birini 1999 yılında Tokai-mura nükleer santralinde yaşamıştı. Kazada iki işçi ölümcül düzeyde radyoaktiviteye maruz kalmıştı. Kazadan bir yıl sonra, onlarca reaktörde ‘pahalı’ tamir ve reaktörlerin uzun kapanma süreleri sebebiyle güvenlik bilgilerinin ve teftişlerin manipüle edilmiş olduğu ortaya çıkmıştı. Nükleer endüstrinin ‘yüksek güvenlik standartlarını’ ortaya koyan bu skandal, tamir ve bakım masraflarının endüstrinin sırtında ne kadar büyük bir yük olduğunu gösteriyor.

GP0G7PYine Japonya’da 2007 yılında yaşanan 6.8 şiddetindeki depremde, ‘depreme dayanıklı’ Kashiwazaki-Kariwa nükleer santralinin bir reaktöründe yangın çıktı ve sızıntı yaşandı. Yedi yıl önce yaşanan skandala benzer şekilde sızıntı, Japon yetkililer tarafından örtbas edilmeye çalışıldı. Ancak mahkeme santralin güvenli olduğu garanti edilene kadar çalışmasının durdurulmasına karar verdi. Japonya’nın toplam elektriğinin yüzde 6-7’sini ve Tokyo’nun elektrik ihtiyacının büyük kısmını karşılayan santralin şebekeye tekrar elektrik vermeye başlaması 2 yıl sürdü; bu zaman zarfında gerekli bakım, tamir ve iyileştirme çalışmaları yapıldı.

İsveç’te de, 2006 yılında Forsmark nükleer santralinde çok ciddi bir hatanın tespit edilmesinden sonra, 10 santralin 4’ünün kapatılması kararı alınmıştı. Bu santraller İsveç’in toplam elektriğinin yüzde 20’sini karşılıyordu. Bu santrallerin kapanması çok daha pahalı elektrik ithalatıyla sonuçlandı.

Merkezi sistemde büyük ölçekli elektrik üretimi yapan nükleer santraller, yaşanan en küçük bir hatada dahi şehirlerin veya büyük bir bölgenin elektriksiz kalmasına sebep olabiliyorlar. Bakım ve tamirlerdeki sınırlı tedarik zinciriyse bekleme sürelerinin uzamasına sebep oluyor.

Dünya üzerinde nükleer reaktör teknolojisine sahip sınırlı sayıda ülke bulunuyor. Santrallerin bakımında ise bu 6-7 ülkeye (ABD, Fransa, Japonya, Rusya, Kanada ve Çin) ve çoğu zamanda sadece santralin üreticisi olan ülkeye mahkûm kalıyorsunuz. Büyük ve özel parçalarda sınırlı üretim kapasitesi ve bu parçaların genellikle tek veya birkaç adet üretilmiş olması da parçaların tedarik edilememesine bağlı olarak bakım sürelerini uzatıyor.

Yerelleştirilmiş bir sistemde çalışan yenilenebilir enerji teknolojilerindeyse büyük bölgelerin elektriksiz kalma riski bulunmuyor. Bakım ve tamir işlemleri çok daha kolay ve kısa sürüyor.

Yenilenebilir enerji kaynakları ihtiyaca bağlı olarak çok daha çabuk ve verimli şekilde devreye girebilirken, güvenlik ve nükleer silahlanma kaygıları taşımadan bütün dünyaya ihraç edilebiliyor; yerel endüstrileri kurulabiliyor. Yerel doğal kaynakların işlerliğinin sağlanmasıyla, bölgesel yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği politikalarıyla enerji güvenliği sağlayabiliyorlar. Şimdi harekete geçin! Enerji Devrimi’ne katılın.