Greenpeace, Milletvekillerine Sesleniyor: Nükleer Yasayı Reddedin

Haber - 3 Kasım, 2006
Greenpeace, çok kısa bir zaman içinde mecliste görüşmeye açılacak olan “Nükleer Güç Santrallerinin kurulması ve işletilmesi ile enerji satışına ilişkin kanun tasarısının” Türkiye tarihinin en çağdışı ve ikiyüzlü tasarılarından biri olduğunu bildirdi. Tasarı, hem bugüne kadar defalarca nükleer enerji istemediğini bildiren Türk halkına kulaklarını tıkayan Enerji Bakanı Hilmi Güler’in 21. yüzyılın enerji vizyonundan yoksunluğunu yansıtıyor, hem de hükümetin şimdiye kadar yürütmeye söz verdiği enerji politikalarıyla çelişiyor.

Nükleere Enerjiye Hayır!

Tasarının akıl almaz maddeleri:

Tasarı 3. maddesiyle, nükleer enerjiye alım garantisi vererek, nükleer enerjiye karşı olan Türk halkına 15 yıl süreyle zorla nükleer elektrik satmayı öngörüyor. Bakanlar Kurulu 7. madde ile, teşvik verme yetkisini kullanırken, vergilerimiz de bu pahalı enerji için kullanılacak. Kısacası bu tasarıyla Türk halkına hem pahalı elektriğin faturası çıkarılacak, hem de vergilerimiz istemediğimiz bir kaynağa aktarılacak.

Tasarının 6. Maddesi ise Kamu-Özel Sektör ortaklığının önünü açıyor. Bu gerçekleştirilirse yatırım maliyetleri 5 milyar ABD Dolarına varacak tek bir santralin tüm finansal yükü yine devletin üzerine atılırken özel sektörün kar etmesi sağlanabilir. Bu yine devlete ödediğimiz vergilerin boşa akıtılması anlamına gelir. Ayrıca madde, bu hükümet döneminde çıkarılmış enerji yasasıyla çelişmektedir. Hükümet  devletin enerji alanına yatırım yapmasını veya teşvik vermesini istiyorsa bu ancak en az çevresel maliyeti olan rüzgar, güneş, jeotermal ve küçük hidro gibi yenilenebilir kaynaklara olabilir.

Tasarıda geçici madde 1 ile TAEK’e bu alanda yeteri kadar bilgi ve deneyimi olmadığı halde yetkisi dışında inanılmaz sorumluluklar veriliyor. Bu aceleciliğin nelere mal olabileceğini tekrar tekrar anlatmaya gerek yok.

Ayrıca kaza olması durumunda şirketin 3. kişilere yükümlülüklerinin yani Türk Halkına olan yükümlülüklerinin Paris Sözleşmesi’ne göre sınırlandırılması kesinlikle yeterli değildir. Bilindiği gibi Paris Sözleşmesi bu yükümlülüğü 700 milyon Avro olarak belirlemiştir. Devletin yükümlülüğü ise 500 milyon Avro’dur. Çernobil kazasının şu ana kadarki  ekonomik bedelinin yaklaşık 300 milyar Avro’ya denk olduğu gerçeğinden yola çıkarsak bu rakamın devede kulak kaldığını görürüz. Bu nedenle bu tasarının 6. maddesinin 4. bendi Türk halkını böylesi bir kazaya karşı ekonomik anlamda korumaktan oldukça uzaktır.

Tasarının gerisinde yatan çağdışı anlayış:

Nükleer enerji geçtiğimiz yüzyılda henüz yolaçacağı korkunç çevresel, toplumsal ve ekonomik maliyetler bilinmezken özellikle sanayileşmiş ülkelerde umut kapısı oldu ancak ütopik hayallere varan bu umutlar, nükleer enerjinin bu ağır maliyetleri ve  doğası gereği ortaya çıkan anti-demokratik yapısı  anlaşıldıktan sonra nükleer enerjiye karşı bir akıma dönüştü. Bu nedenle, 1970li yıllardan bu yana Finlandiya haricinde Avrupa ve ABD’de yeni bir reaktör siparişi olmadığı gibi, Almanya, İsveç, İtalya ve İspanya gibi ülkeler nükleer enerjiden vazgeçtiklerini yasalarla beyan ettiler. Bu aşamadan sonra nükleer endüstri pazarını demokratik yapının daha az esnek olduğu gelişmekte olan ülkelere kaydırmaya çalıştı. Nükleer enerjinin dünya birincil enerji arzı içinde yalnızca %6’lık bir paya sahip olması da nükleer enerjinin hiçbir şekilde önemli bir enerji teknolojisi olmadığını açıkça ortaya koyar. Bugün nükleer endüstri yeni nükleer santral yapmaktan ziyade varolan nükleer santrallerin bakım ve onarımıyla ayakta durabilmektedir.

Sadece tüm Avrupa Birliği ülkeleri ve Kuzey Amerika’da değil daha pekçok gelişmekte olan ülkede de görüldüğü üzere 21. yüzyılın ilk çeyreği, iklim değişikliğine neden olan fosil yakıtlar ve tehlikeli nükleer enerjinin payını azaltıp yenilenebilr enerjiler ve enerji verimliliğine geçişin dönemidir. Bugün bu tasarıyla Türkiye’de nükleer enerjiye yapılmaya çalışılan tüm destekler gelişmiş ülkelerde daha fazlasıyla yenilenebilir enerjilere tanınmaktadır. Türkiye’de yenilenebilir enerjilere ayrılan pay ise oldukça kısıtlıdır. Dünya yenilenebilir enerjilere ve enerji verimliliğine yönelirken Enerji Bakanı Hilmi Güler’in nükleer enerjideki bu ısrarcılığı olsa olsa 1960’ların kafa yapısından sıyrılamadığını göstermekte. Bunun yanısıra, nükleer enerjideki böylesi ısrarcılık Türkiye’de bulunan yenilenebilir enerji potansiyelinin Bakan tarafından küçümsenmesini açıkça ortaya koyuyor.

Yasanın gerekçesi olarak verilen iklim değişikliğine karşı CO2 emisyonlarının düşürülmesi samimiyetten uzaktır. Bu hükümet şimdiye kadar iklim değişikliğiyle mücadele için tek bir etkili adım atmamışken, hiçbir hedefi yokken ve emisyonların artış hızıyla Türkiye (%72) BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Ek 1 ülkeleri içinde ilk sırada yer alırken hükümetin sadece nükleer enerji yasasıyla CO2 emisyonlarını hatırlaması gerçekçi değildir. Kaldı ki BM İDÇS’nde iklim değişikliğiyle mücadelede nükleer enerji bir opsiyon olarak verilmemiştir.

Greenpeace’in talepleri:

•    Hükümetin çağdışı nükleer enerji planlarından bir an önce vazgeçmesi ve tasarıyı geri çekmesi. Yıllar önce doğal gaz ile yapılan büyük politik hatanın nükleer enerjiyle tekrarlanmaması

•    Enerji ihtiyacımızı karşılamak için yenilenebilir enerjilerin ve enerji verimliliğinin teşvik edilmesi ve bunlar için yasal bağlayıcılığı olan hedefler konulması.