Tasarının akıl almaz maddeleri:
Tasarı
3. maddesiyle, nükleer enerjiye alım garantisi vererek, nükleer
enerjiye karşı olan Türk halkına 15 yıl süreyle zorla nükleer elektrik
satmayı öngörüyor. Bakanlar Kurulu 7. madde ile, teşvik verme yetkisini
kullanırken, vergilerimiz de bu pahalı enerji için kullanılacak.
Kısacası bu tasarıyla Türk halkına hem pahalı elektriğin faturası
çıkarılacak, hem de vergilerimiz istemediğimiz bir kaynağa aktarılacak.
Tasarının
6. Maddesi ise Kamu-Özel Sektör ortaklığının önünü açıyor. Bu
gerçekleştirilirse yatırım maliyetleri 5 milyar ABD Dolarına varacak
tek bir santralin tüm finansal yükü yine devletin üzerine atılırken
özel sektörün kar etmesi sağlanabilir. Bu yine devlete ödediğimiz
vergilerin boşa akıtılması anlamına gelir. Ayrıca madde, bu hükümet
döneminde çıkarılmış enerji yasasıyla çelişmektedir. Hükümet
devletin enerji alanına yatırım yapmasını veya teşvik vermesini
istiyorsa bu ancak en az çevresel maliyeti olan rüzgar, güneş,
jeotermal ve küçük hidro gibi yenilenebilir kaynaklara olabilir.
Tasarıda
geçici madde 1 ile TAEK’e bu alanda yeteri kadar bilgi ve deneyimi
olmadığı halde yetkisi dışında inanılmaz sorumluluklar veriliyor. Bu
aceleciliğin nelere mal olabileceğini tekrar tekrar anlatmaya gerek yok.
Ayrıca
kaza olması durumunda şirketin 3. kişilere yükümlülüklerinin yani Türk
Halkına olan yükümlülüklerinin Paris Sözleşmesi’ne göre
sınırlandırılması kesinlikle yeterli değildir. Bilindiği gibi Paris
Sözleşmesi bu yükümlülüğü 700 milyon Avro olarak belirlemiştir.
Devletin yükümlülüğü ise 500 milyon Avro’dur. Çernobil kazasının şu ana
kadarki ekonomik bedelinin yaklaşık 300 milyar Avro’ya denk
olduğu gerçeğinden yola çıkarsak bu rakamın devede kulak kaldığını
görürüz. Bu nedenle bu tasarının 6. maddesinin 4. bendi Türk halkını
böylesi bir kazaya karşı ekonomik anlamda korumaktan oldukça uzaktır.
Tasarının gerisinde yatan çağdışı anlayış:
Nükleer
enerji geçtiğimiz yüzyılda henüz yolaçacağı korkunç çevresel, toplumsal
ve ekonomik maliyetler bilinmezken özellikle sanayileşmiş ülkelerde
umut kapısı oldu ancak ütopik hayallere varan bu umutlar, nükleer
enerjinin bu ağır maliyetleri ve doğası gereği ortaya çıkan
anti-demokratik yapısı anlaşıldıktan sonra nükleer enerjiye karşı
bir akıma dönüştü. Bu nedenle, 1970li yıllardan bu yana Finlandiya
haricinde Avrupa ve ABD’de yeni bir reaktör siparişi olmadığı gibi,
Almanya, İsveç, İtalya ve İspanya gibi ülkeler nükleer enerjiden
vazgeçtiklerini yasalarla beyan ettiler. Bu aşamadan sonra nükleer
endüstri pazarını demokratik yapının daha az esnek olduğu gelişmekte
olan ülkelere kaydırmaya çalıştı. Nükleer enerjinin dünya birincil
enerji arzı içinde yalnızca %6’lık bir paya sahip olması da nükleer
enerjinin hiçbir şekilde önemli bir enerji teknolojisi olmadığını
açıkça ortaya koyar. Bugün nükleer endüstri yeni nükleer santral
yapmaktan ziyade varolan nükleer santrallerin bakım ve onarımıyla
ayakta durabilmektedir.
Sadece
tüm Avrupa Birliği ülkeleri ve Kuzey Amerika’da değil daha pekçok
gelişmekte olan ülkede de görüldüğü üzere 21. yüzyılın ilk çeyreği,
iklim değişikliğine neden olan fosil yakıtlar ve tehlikeli nükleer
enerjinin payını azaltıp yenilenebilr enerjiler ve enerji verimliliğine
geçişin dönemidir. Bugün bu tasarıyla Türkiye’de nükleer enerjiye
yapılmaya çalışılan tüm destekler gelişmiş ülkelerde daha fazlasıyla
yenilenebilir enerjilere tanınmaktadır. Türkiye’de yenilenebilir
enerjilere ayrılan pay ise oldukça kısıtlıdır. Dünya yenilenebilir
enerjilere ve enerji verimliliğine yönelirken Enerji Bakanı Hilmi
Güler’in nükleer enerjideki bu ısrarcılığı olsa olsa 1960’ların kafa
yapısından sıyrılamadığını göstermekte. Bunun yanısıra, nükleer
enerjideki böylesi ısrarcılık Türkiye’de bulunan yenilenebilir enerji
potansiyelinin Bakan tarafından küçümsenmesini açıkça ortaya koyuyor.
Yasanın
gerekçesi olarak verilen iklim değişikliğine karşı CO2 emisyonlarının
düşürülmesi samimiyetten uzaktır. Bu hükümet şimdiye kadar iklim
değişikliğiyle mücadele için tek bir etkili adım atmamışken, hiçbir
hedefi yokken ve emisyonların artış hızıyla Türkiye (%72) BM İklim
Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Ek 1 ülkeleri içinde ilk sırada yer
alırken hükümetin sadece nükleer enerji yasasıyla CO2 emisyonlarını
hatırlaması gerçekçi değildir. Kaldı ki BM İDÇS’nde iklim
değişikliğiyle mücadelede nükleer enerji bir opsiyon olarak
verilmemiştir.
Greenpeace’in talepleri:
•
Hükümetin çağdışı nükleer enerji planlarından bir an önce
vazgeçmesi ve tasarıyı geri çekmesi. Yıllar önce doğal gaz ile yapılan
büyük politik hatanın nükleer enerjiyle tekrarlanmaması
•
Enerji ihtiyacımızı karşılamak için yenilenebilir enerjilerin ve
enerji verimliliğinin teşvik edilmesi ve bunlar için yasal
bağlayıcılığı olan hedefler konulması.