Bu sayfa arşivlenmiştir. İçeriği güncel olmayabilir.

Böyle mi ikna edeceksiniz?

Sayfa - 7 Ocak, 2008
Bugün gelişmiş ülkelerin dışladığı nükleer enerji konusunda son derece tutarsız ve yanıltıcı saçıklamalar yapan Enerji Bakanı Hilmi Güler, kendi ülkelerinde iş yapamayan nükleer lobilerin sözcülük görevini üstlendi. Enerji Bakanı son zamanlarda nükleer enerji konusunda halkı “ikna” edeceklerini iddia etmekten çekinmiyor. Greenpeace soruyor: Dünyanın hiçbir ülkesinde çözümü bulunamamış radyoaktif atık sorununu nasıl birden bire çözüverdiğinizi iddia edebilirsiniz?

Dünya üzerinde terörist ve askeri saldırılara dayanıklı tek bir nükleer santral bulunmazken ve dünyanın önde gelen bilim adamları nükleer santrallerın doğası gereği tehlikeli olduğunu kabul ederken nasıl olur da siz ithal edeceğiniz santrallerin güvenli olduğunu iddia edersiniz?

 

Türkiye’nin elektrik enerjisi ihtiyacının sadece %5’ini karşılamak için ülkeyi nasıl bu kadar rahat riske atarsınız?

 

Siz şu anda bile kamuoyunu bilgilendirme görevinizi eksik ve yanlış biçimde sürdürürken, yapmak istediğiniz santrallerin yerlerini belirleme aşamasında sözkonusu bölgelerin yerel halklarına hiçbir şey danışmazken nasıl olur da nükleerin anti-demokratik olduğunu kabul etmezsiniz?

 

Greenpeace, hükümeti hertürlü kirli enerjiden vazgeçmeye ve yerine yenilenebilir enerjiler ve enerji verimliliğini kullanmaya çağırıyor ve Enerji Bakanı’nın açıklamaktan kaçındığı gerçekleri Greenpeace açıklıyor.

 

 

1.       Nükleer enerji çok pahalıdır. Şüphesiz nükleer elektriğin gerçek maliyeti tesis söküm ve radyoaktif atık maliyetleri hariç tutulsa dahi, rüzgar gücünden de, biyogazdan da, bazı güneş enerji teknolojilerinden ve jeotermal enerjiden de daha pahalıdır (FoE Avustralya, Nuclear Power [Nükleer Güç], Ekim 2005). Dünyadaki enerji piyasalarının özelleştirilmesi eğiliminden dolayı, yatırımcılar nükleer enerjiye sırtlarını döndüler. Çernobil ve Three Mile Adası kazalarından sonra alınması zorunlu hale gelen güvenlik önlemleri zaten yüksek olan ilk yatırım maliyetlerini fazlasıyla arttırmıştı. Avrupa ve ABD’de bundan 15 yıl önce tavan yapan reaktör sayısı o tarihten itibaren düştü. Reaktör satışları 1950’lerdeki düşük satış rakamlarına geri döndü. Buna karşılık rüzgar ve güneş enerjileri pazarı her yıl % 20 ile %30 seviyelerinde büyüme gösteriyor. Bugüne dek yüz milyarlarca dolar sübvansiyonlarla ayakta tutulmaya çalışılan nükleer enerjinin piyasada  rekabet yeteneği yoktur.

 

2.       Nükleer enerji fazlasıyla tehlikelidir. En yeni teknolojiye sahip oldugu  iddia edilen tesislerde bile, felaketlere neden olabilecek kaza riski vardır. Tehlike sadece Çernobil’de yaşandığı gibi kaza risklerinden değil, giderek artan nükleer silah üretiminden ve terörizmden de kaynaklanmaktadır. Bugünün dünyasında bir nükleer tesis bir ülkeyi kendi evinde vurmak için açık bir hedeftir. Kaldı ki radyoaktif gazların ve sıvıların rutin olarak nükleer santrallerden salımı da ciddi bir halk sağlığı riski oluşturmaktadır.

 

3.       Nükleer enerji ve nükleer silah bir madalyonun iki yüzü olduğu için “Nükleer gücün barışçıl  kullanmı” gerçekte söz konusu değildir. Nükleer enerjinin dünya çapında yayılması, daha çok devletin nükleer silah sahibi olmaya çalışmasından başka bir etki yaratmayacaktır, çünkü nükleer santral atıkları nükleer bomba hammaddesidir ve yine nükleer santraller vasıtasıyla uranyum zenginleştirilmesi yapılır. Siyasi istikrarı bir türlü yakalayamayan Türkiye’de geçmişte pek çok lider nükleer silah sahibi olma heveslerini dile getirmiştir. Nükleer silah çılgınlığına katılmak Türkiye’nin çıkarına değildir. İncirlik’te bulunan ABD’ye ait 90 adet atom bombası Türkiye’yi zaten yeterince büyük bir tehlikeye sokmaktadır.

 

4.       Nükleer enerji ömrü yüz binlerce yıl olan çözümsüz ve ölümcül radyoaktif atık üretir. 50 yıllık nükleer enerji deneyi bu soruna çözüm getirememiştir. Bu tehlikeli atıklarla başetmeye çalışmak yerine Türkiye sürdürülebilir çözümler üretmelidir. Oysa 30 yıl elektrik üretecek diye bir nükleer santralden bu kadar uzun ömürlü ve çözümsüz atıklar üretmek akıl ve ahlak dışıdır.

 

5.       Nükleer santral yapımı çok uzundur ve getirisi çok sınırlıdır. Bütün yasal onaylardan geçmiş bile olsa, bir nükleer santralin yapımı ilk elektriği üretene kadar en az 10 yıl sürer. Bugün nükleer enerjinin dünya birincil enerji üretimi içindeki payı sadece %5’tir (Toplam elektrik üretimindeki payı ise % 16). Oysa yenilenebilir enerji kaynakları çok daha kısa zamanda üretime geçebilmektedir. Türkiye’de yenilenebilir enerji için Mayıs 2005’de çıkarılan yasanin oldukca zayıf olmasina  rağmen, altı ay içerisinde yenilenebilir enerji üretimi için Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücünün dörtte biri kadar (11.000 MW) yenilenebilir enerji yatırımı başvurusu olmuştur. Enerji Bakanlığı’nın, Türkiye’yi nükleer enerji çıkmazına sürüklemek yerine, yasal çerçeveler içinde bu başvuruları en kısa zamanda değerlendirmesi gerekmektedir. Oysa halkın enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji talebine karşın bakanlığın tutumu, bunları ve gelecekteki potansiyel yatırımları engeller niteliktedir.

.                 

6.       Nükleer enerji iklim değişikliğine çözüm değildir. Gerek yapım süresi gerekse toplam enerji içerisindeki payının elli yılda anlamlı bir noktaya gelememiş olması gösteriyor ki, nükleer enerji tercih edilirse iklim değişikliğine karşı mücadelede çok geç kalınacaktır. Ayrıca, nükleer enerji kullanımı uranyum madenciliği ve santral inşaatı yüzünden önemli ölçüde seragazı salımı söz konusu olmaktadır. Zaten hiçkimse bizi, bir felakete karşılık başka bir felaketi seçmeye zorlamamalıdır.

 

7.       Nükleer ve fosil yakıt santralleri, enerji kayıplarına yol açan bir enerji anlayışına dayanmaktadır. Bu tarzda üretilen elektriğin önemli bir kısmı iletim ve dağıtım esnasında kaybedilir. Bu kayıpları önlemenin tek yolu enerjide ademi merkeziyetçilik anlayışıyla tüketim merkezlerine yakın yenilenebilir enerji üretimini güçlendirmek, tek tek bireylerin ve kurumların enerji üretebilmesini ve şebekeye bağlanabilmelerini sağlamaktır. Bu yolla, kendi kendine yeten yerleşimler kurabiliriz. Enerji güvenliğimizin sağlanması için yenilenebilir enerjiler kadar gerekli olan diğer yol ise enerji verimliliğidir. Enerji verimliliği için yol haritamız ise ulusal bir enerji politikası değişikliğiyle, Türkiye’de % 25’lere varan elektrik enerjisi kayıplarının bir an önce azaltılması ve ülke çapında enerji israfını azaltacak teknoloji ve uygulamalara yönelmemizdir. Yeni Yatağanlar, yeni Çernobiller ancak böyle engellenebilir.

 

Nükleer enerjinin bu derece verimsiz ve tehlikeli olmasına rağmen, üç başarısız ihale denemesinden sonra hala Türkiye’nin gündeminde olması sadece Türkiye’yi tehlikeli bir eşikte tutmakla kalmamakta aynı zamanda bugün dünyanın en hızlı gelişme gösteren yenilenebilir enerji imkanlarının değerlendirilmesini geciktirmektedir. Yenilenebilir trenini kaçırmak ve enerjide verimlilik seferberliğine geçememek hem istihdam yönünden, hem de ekonomik ve çevresel açıdan ülkemizin zararına olacaktır. Türkiye Midyat’a pirinç almaya giderken evdeki bulgurdan olmamalıdır. Hükümet ve Enerji Bakanlığı da artık nükleer ve fosil yakıt lobilerini dinlemek yerine, temiz bir çevrede felaketler beklemeden yaşamayı tercih eden halka olan sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır.     

 

 

Etiketler