Avrupa kapatıyor, Türkiye hayal kuruyor!

İsveç ve Almanya, birer reaktörünü daha kapattı.

Basın bülteni - 1 Haziran, 2005
Türkiye, tüm yenilenebilir enerji potansiyeline, İkitelli’de çöpte bulunan nükleer atıklara ve Çernobil faciası sonrası yaşanan skandallara rağmen nükleer santrallerde ısrar ederken; Avrupa’da çalışan nükleer reaktör sayısı günbegün azalıyor.

Greenpeace balonu, Akkuyu'yu durdurun mesajıyla İstanbul semalarında

İngiltere'de geçtiğimiz hafta ortaya çıkan Sellafield sızıntısı skandalının hemen ardından İsveç’te kapatılan Barseback 2 reaktörü de bunun en güncel örneği ve 'gelişmiş ülkeler santrallerini kapatmıyor' diyenlere verilen en iyi yanıt oldu.

İsveç, nükleer reaktörlerini kapatma kararı aldıktan sonra ilk olarak Barseback 1 reaktörünü 1999 yılında kapattı ve santralin diğer reaktörü olan Barseback 2’nin kapanmasıyla Barseback santrali tamamen devre dışı kaldı. Avrupa’da 1989 yılında 172 olan reaktör sayısı şu anda 149’a düşmüş durumda. Bilindiği gibi, 11 Mayıs 2005’te, yani yalnızca iki hafta önce, Almanya’da Obrigheim reaktörü de kapatılmış ve bu Almanya’nın kapatılan ikinci reaktörü olmuştu. Bir sonraki durak ise 2007’de kapatılacak olan Biblis A reaktörü.

Bütün bunlar, nükleer enerjinin artık gelişmiş ülkelerde bir çözüm olmadığını çok açık gösteriyor. İsveç’te olduğu gibi, kapatılan her reaktörün yerini yenilenebilir enerji kaynakları alıyor. İsveç, halihazırda, 2010 yılında devreye girmesi beklenen, 1 milyar dolarlık Kuzey Avrupa’nın en büyük rüzgâr çiftliği için kolları sıvamış durumda.

Çözüm temiz enerjide

Türkiye ise, güçlü bir yenilenebilir enerji yasası çıkaramayarak ve nükleer enerji konusunda bütçeden 5 milyon dolar ayırarak enerji konusunda hala bir üçüncü dünya ülkesi olmaya devam etmek istediğini gösteriyor.

Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası Sorumlusu Özgür Gürbüz, “İsveç, iklim değişikliği konusunda ciddi hedefleri olan ve Kyoto Protokolü'ne taraf bir ülke olarak bu hedefleri gerçekleştirmek zorunda olan bir ülke olmasına rağmen, nükleer santrallerini kapatmaya devam ederek iklim değişikliğine çözümün nükleer enerji olabileceği propogandasına son noktayı koymuştur. Türkiye’nin yapması gereken, ülkemizin kısıtlı kaynaklarını nükleer enerji gibi sonu belli olmayan projelere yatırmak yerine, istihdam yaratan, bağımlılığı azaltan ve iklim değişikliği kapsamında AB entegrasyonunu kolaylaştıracak rüzgâr, güneş, biyokütle, jeotermal ve küçük su enerji santrallerini desteklemek olmalıdır” dedi.

Kategoriler