Nükleer enerji planlarını ilk açıkladığında, hükümetin temel argümanlarından bir tanesi de bu santrallerin bizi pahalı Rus doğalgazından bağımsızlaştıracağı yönündeydi. Ancak rakamlar daha farklı bir tablo ortaya koyuyor:

GP0EVBugün işletmede olan 436 reaktör dünya elektriğinin yüzde 15'ini karşılamaktadır. Enerji tüketimine baktığımızda ise bu oran yüzde 6.5'e kadar düşüyor. Bunun temel sebebi ise nükleer santrallerden sadece elektrik üretebiliyor olmamız. Nükleer enerji hiçbir şekilde ulaşım, ısınma ve sıcak su gibi ihtiyaçlarımıza karşılık veremiyor.

Tek işlevi elektrik üretmek olan nükleer santrallerin, doğalgaz kesintisi durumunda ısınma ve endüstriyel ihtiyaçlara karşılık verebilmesi imkansız.

Satın aldığı doğalgazın yaklaşık yüzde 50'sini konutlarda ısınma ve endüstriyel amaçlarla kullanan Türkiye de, planladığı nükleer santralleri şebekeye bağlayabilse dahi daha fazla fosil yakıt ve özellikle de doğalgaz alımı yapıyor olacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın verilerine göre bu santrallerin, 2020 yılında, enerji ihtiyacımızın yaklaşık %4'ünü karşılaması öngörülüyor. Bu santrallere milyarlarca Lira harcamış olan Türkiye ise daha fazla doğalgaz, petrol ve ithal kömür alımı yapıyor olacak.

Nükleer enerjinin doğalgazın yerini tutamamasının bir diğer sebebiyse uzun inşa süreleri; bir reaktörün ortalama 7 yıllık inşa süresi nükleer enerjinin hızla artan talebi karşılamasını imkansız kılıyor.

nuclear_usage_perc

Diğer taraftaysa yenilenebilir enerji sektöründe planlama ve kurulum süreleri her geçen gün kısalıyor. Mesela bir rüzgar çiftliğinin planlama süresi bir, iki yıl; büyük bir çiftliğin kurulum süresi ise iki haftaya kadar düştü.

Enerjinin akılcı kullanımıyla birlikte, yenilenebilir enerji kaynaklarının karışımından oluşturulacak enerji politikaları hem enerji bağımsızlığımızı sağlayabilir, hem de karbondioksit salımlarımızı hızla düşürebilir.