Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) iki önemli rapor yayınladı. Bu iki rapor iklim değişikliğinin geldiğimiz noktada artan aciliyetini, fosil yakıtların sadece iklim değişikliği değil hava kirliliği ve sağlığımız üzerindeki etkilerini de bir kere daha gözler önüne seriyor.
1,5°C Sınırını Aşma Tehlikesi ile Karşı Karşıyayız
UNEP tarafından yayımlanan Limiting Overshoot (Aşırı Isınmayı Sınırlamak) raporu, küresel ısınmanın önümüzdeki birkaç yıl içinde sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5°C eşiğini aşmasın muhtemel olduğunu söylüyor. Rapor, bu eşiğin aşılmasının “güvenli” ya da “kabul edilebilir” olarak görülmemesi gerektiğinin altını çiziyor: Deniz seviyesinin daha hızlı yükselmesi, mercan resiflerinin çökme riskinin artması, aşırı sıcak dalgaları, gıda güvenliği üzerindeki baskılar ve Batı Antarktika ve Grönland buz tabakaları gibi geri dönüşü olmayan kritik eşiklerin aşılma riski hepimizi etkileyecek. Rapora göre hükümetlerin en iyimser taahhütleri bile küresel sıcaklık artışını 1,8°C’de tutabiliyor. UNEP’in vurguladığı gibi, her onda bir derecelik fark ve aşırı ısınma döneminin her kısaltılan yılı hayat kurtarıyor, ekosistemleri koruyor ve ekonomik kayıpları azaltıyor.
Bu tabloyu tersine çevirmenin yolu, sera gazı emisyonlarını ve hava kirliliğini birlikte, hızlı ve kararlı biçimde azaltmaktan geçiyor. Aslında bunun nasıl yapılacağını uzun zamandır biliyoruz. İhtiyacımız olan bu tablonun geri çevrilebilmesi için gerekli liderlik ve kararlı eylem.
Temiz Hava, İklim İçin de En Akıllı Yatırım
UNEP’in Uluslararası Temiz Hava Günü için yayımladığı Hidden Assets: The Economic and Health Case for Climate and Clean Air Action (Gizli Varlıklar: İklim ve Temiz Hava Eylemi İçin Ekonomik ve Sağlık Gerekçesi) raporu ise, iklim krizi ile hava kirliliğinin aslında aynı madalyonun iki yüzü olduğunu ortaya koyuyor. Sera gazı salımına yol açan fosil yakıt yakma faaliyetlerinin büyük bölümü aynı zamanda soluduğumuz havayı zehirliyor.
Raporda bu ilişkiye dair çok çarpıcı rakamlar yer alıyor. Sadece 2025 yılında dış ortam hava kirliliği yaklaşık 6,4 milyon, ev içi hava kirliliği ise 2 milyon kişinin erken ölümüne yol açtı; bunların 300 bini çocuktu. Hava kirliliği her yıl milyonlarca yeni çocukluk çağı astımı, kalp krizi, felç, KOAH ve demans vakasına yol açıyor. UNEP’in belirlediği enerji sisteminden ulaşıma, tarımdan atık yönetimine 25 kanıtlanmış çözüm birlikte hayata geçirilirse 2050 yılına kadar 144 milyon kişinin erken ölümü önlenebilir. Ekonomik tablo da en az sağlık tablosu kadar güçlü: Entegre iklim ve temiz hava eylemine yatırılan her 1 dolar, topluma yaklaşık 15 dolar geri dönüş sağlıyor ve bu getiri on yıl içinde uygulama maliyetlerinin önüne geçiyor. Üstelik, hükümetlerin bugün fosil yakıt sübvansiyonlarına harcadığı kaynak (küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın %2,18’i), 25 çözümün tamamını üç kereden fazla finanse etmeye yetecek büyüklükte. Kaynak sorunu yok; sorun, kaynağın nereye yönlendirildiği.
Kömürün Türkiye’ye Faturası
Bu küresel tablo, Türkiye için soyut bir istatistik değil, günlük bir gerçeklik. Greenpeace Türkiye olarak temiz hava gününde yayınladığımız COP31 Öncesinde, Halk Sağlığı ve Türkiye’nin İklim Liderliği Açısından Kömürden Çıkışın Önemi başlıklı bilgilendirme notu, kömürün ülkemizdeki bedelini, yapılmış araştırmaları bir araya getirerek somut biçimde gözler önüne seriyor. Türkiye’de elektrik üretiminin yaklaşık üçte biri, düşük kaliteli linyit yakılarak karşılanıyor; bu da kükürt dioksit, azot dioksit ve cıva, krom, vanadyum, arsenik gibi ağır metaller içeren zehirli kirleticilerin havaya karışması anlamına geliyor. Ayrıca kömürden elektrik üretimi, iklim değişikliğinin nedeni olan sera gazlarının da en büyük kaynağı.
Sonuçlar can yakıcı: Türkiye’de her yıl tahmini 44.200 kişi dış ortam hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybediyor. Sadece Muğla’daki Yatağan, Kemerköy ve Yeniköy termik santrallerinin 1983’ten bu yana yol açtığı erken ölüm sayısı yaklaşık 45.000; bu santraller faaliyetlerine devam ederse 2030’a kadar 5.270 kişinin erken ölümüne daha neden olabilecek. Kirlilik santrallerin çevresiyle sınırlı kalmıyor; İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlere, hatta Yunanistan ve Mısır gibi komşu ülkelere kadar taşınıyor. Çocuklar özellikle savunmasız: 2019 yılında kömürlü santrallerden kaynaklanan hava kirliliği, Türkiye’de tahmini 26.500 bronşit vakasına ve astımlı çocuklarda 237.000’in üzerinde semptomlu güne yol açtı. Aynı yıl, sadece üç Muğla santralinin sağlık maliyeti 502-770 milyon Euro olarak hesaplandı.
Bu tablo değişebilir. Araştırma, Çanakkale’deki beş kömürlü santralin kapatılmasının 520.000 kişinin kirli havaya maruziyetini azaltacağını, Adana ve Hatay’daki üç santralin kapatılmasının 5.350 kişinin erken ölümünü önleyebileceğini gösteriyor.
Çözüm Belli: Önce Kömürden Vazgeçmek
UNEP raporları vebütün bilimsel çalışmalar bize hem neden acele etmemiz gerektiğini hem de nasıl hareket edeceğimizi gösteriyor. Her yıllık gecikme, telafisi güç sağlık kayıplarına ve ekonomik kayıplara mal oluyor; UNEP’e göre küresel ölçekte gecikme, yılda 1,5 trilyon doları aşan bir fatura anlamına geliyor. Ama çözümler de elimizde: Temiz, yenilenebilir enerjiye geçiş, dünyanın pek çok bölgesinde en yüksek getiriyi sağlayan adımlardan biri olarak öne çıkıyor; kömürden adil bir çıkış, kömüre bağımlı bölgelerde hem enerji dönüşümü hem de iklim ve hava kalitesi açısından en öncelikli çözümler arasında yer alıyor.
Türkiye için tablo açık. COP31’e ev sahipliği ve başkanlık yapacak bir ülke olarak gerçek bir iklim liderliği göstermek istiyorsak, bunun ilk adımı yeni kömür yatırımlarına son vermek ve mevcut kömürlü santralleri, en kirli ve en eski olanlarından başlayarak, adil bir geçiş planıyla kapatmaktır. Bu, sadece iklim taahhütlerini yerine getirmek için değil; bugün Afşin ve Elbistan’da, Çanakkale’de, Muğla’da, Adana’da yaşayan, her gün bu kirli havayı soluyan insanların sağlığı ve geleceği için de bir zorunluluk.
Fosil yakıtlardan çıkış kaçınılmaz bir yol. COP31’in ev sahipliğini ve başkanlığını yürütecek olan Türkiye, bu kaçınılmaz yolda kimsenin geride kalmaması için kömürden adil çıkışı başlatmalı. Kömürden çıkışı takip edecek fosil yakıtlardan çıkış yol haritasıyla ise halk sağlığını korumalı. Kaybedecek zamanımız yok.