Bonn toplantılarının ilk haftasında Türkiye, ev sahibi olacağı COP31 iklim zirvesi öncesinde elektrifikasyon, atık azaltımı ve iklim uygulama köprüsü gibi iddialı vizyonlar açıkladı. Ancak içeride çalışan 37 aktif kömür santrali ve Avrupa’dan ithal edilen rekor seviyedeki 503 bin ton plastik atık bu tabloyla çelişiyor. Çözüm sadece vitrin hedefleri değil, kaynağında azaltım ve kömürden acil çıkış.

Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenen ve Brezilya’daki COP30 ile Antalya’daki COP31 iklim zirvesi arasında teknik bir köprü işlevi gören Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (SB64) ilk haftasını tamamladı. Türkiye delegasyonu için bu sürecin şüphesiz en önemli olayı, masaya getirilen “Eylem Gündemi” (Action Agenda) oldu. Bu gündemde en öne çıkan üç hedef; 2035 yılına kadar yüzde 35 küresel elektrifikasyon, İklim Uygulama Köprüsü ve küresel atık artışını yarıya indirme vizyonlarıydı. Bu hedefler önümüze iyi bir vizyon getiriyor, ancak bundan sonra bu hedeflerin içinin nasıl doldurulacağına dair somut ayrıntıları bekliyoruz. Çünkü Bonn’daki parlak müzakere salonlarında bu hedefler alkışlanırken, Afşin-Elbistan A Termik Santrali’nin bölgeye yıllardır verdiği zararı katlayacak ek ünitelerle mücadele Kahramanmaraş adliyesinin koridorlarında devam ediyordu. İklim krizini çözmek istiyorsak, önce evimizin içindeki bu devasa zıtlığı çözmek zorundayız.
Bonn müzakerelerinin ilk haftasında kimler, neyi tartıştı?
Bonn görüşmeleri, tırmanan jeopolitik krizlerin ve enerji güvenliği endişelerinin gölgesinde tam bir finansman mücadelesine sahne oldu. Müzakere odalarında Küresel Güney ve Kuzey arasındaki fay hatları giderek keskinleşiyor. G-77, Çin ve Afrika Grubu gibi ülkeler, adil geçiş ve iklim finansmanı başlıklarında hibe temelli, gerçek bir kamu finansmanı talep ederken; Avrupa Birliği ve Küresel Kuzey ülkeleri finansman yükümlülüğünden kaçarak tartışmayı salt emisyon azaltımına çekmeye çalışıyor.
Geçen yılki iklim zirvesinde resmi adıyla “Adil Geçiş Mekanizması”nın (Just Transition Mechanism) geliştirilmesine karar verilmişti. Biz sivil toplum kuruluşları olarak, bu mekanizmanın kâğıt üzerinde kalmaması ve Brezilya’daki COP30 ile Türkiye’deki COP31 arasında gerçek bir finansman köprüsü kurması için bu yapıya “Belém-Antalya Mekanizması (BAM)” adını verdik. Ancak Bonn’da kurulan bu masada gelişmiş ülkelerin mekanizmaya bütçe ayırmayı reddetmesi, geçen yıl verdikleri adil geçiş sözünden ne kadar hızlı çark ettiklerini gösteriyor. Gelişmekte olan ülkelerin Paris’te vaat edilen iklim finansmanının sağlanmaması hayal kırıklığı yaşattı. Eğer bu tıkanıklıklar aşılıp finansman meseleleri somut uygulama araçlarına dönüşmezse, COP31 iklim zirvesi icraat üretilmeyen içi boş bir sohbet kulübüne dönecek.
Türkiye’nin iklim hedefleri sahadaki gerçeklerle neden çelişiyor?
Türkiye, COP31 ev sahibi olarak dürüst arabulucu iddiasıyla masaya temiz enerji ve sıfır atık hedefleri getirdi. Temiz enerjiyi öne çıkaran bu elektrifikasyon hamlesini kesinlikle destekliyoruz; zira güneş ve rüzgar artık Türkiye’nin en ucuz elektrik kaynağı. Ancak elektrifikasyon çözümün sadece yarısı. Elektrifikasyon vizyonunun altını kömürden hızlı ve adil bir çıkışla doldurmadığımız sürece bu çaba eksik kalıyor. İçeride 37 aktif kömür santralini çalıştırmaya devam ederken ve Avrupa’daki tek yeni kömür projesi olan Afşin-Elbistan A’ Termik Santrali’nin genişletilmesi projesine kapı aralarken ekonomiyi elektriklendirmek kirliliği çözmez, sadece kirliliğin yerini değiştirir.
Kömürün Türkiye’ye bir yıllık gizli maliyeti tam 592 milyar lirayı buluyor. Bu devasa rakamın yaklaşık 133 milyar lirası doğrudan devlet sübvansiyonlarına akarken, 398 milyar lirası halk sağlığı ve çevre tahribatı olarak karşımıza çıkıyor. Bu fatura, doğrudan bölge halkına ve hepimizin sağlığına kesilen bir zarar tablosu. Benzer bir çelişkiyi atık yönetiminde de görüyoruz. Küresel sıfır atık şampiyonu olmayı hedeflerken, ön verilere göre 2025 yılında Avrupa Birliği’nden yüzde 19 artışla 503 bin ton plastik atık ithal ederek tarihi bir rekor kırdık. Atık sömürgeciliği üzerine sıfır atık vizyonu inşa edilemez.
Greenpeace olarak biz müzakere masasına neleri taşıdık?
Eleştirmek kolay, biz çözüm üretmek için oradayız. Bonn’daki uluslararası basın toplantısında Türkiye’nin elektrifikasyon vizyonunu takdir ettiğimizi, ancak bunun kömürden çıkış takvimiyle birleşmesi gerektiğini tüm dünyaya anlattık. Onlar ve biz yokuz; biz zaten iklim krizinden doğrudan etkilenen bölge halkıyla, işçilerle omuz omuza aynı tarafız. Bu sorumlulukla, Türkiye ve Avustralya’dan 94 sivil toplum kuruluşu ile bir araya gelerek COP31 Başkanlıklarına tarihi bir ortak mektup sunduk.
Bu mektupta COP31 müzakere sürecinde yönelik taleplerimizin yanında, Türkiye’den yeni kömür projelerine derhal moratoryum ilan edilmesini, 1,5°C uyumlu mutlak azaltım içeren yeni bir Ulusal Katkı Beyanı sunulmasını ve işçileri koruyan işleyen bir adil geçiş mekanizması kurulmasını talep ettik. Sahadaki o güçlü sesi müzakere odalarına taşımak için Türkiye’de Kömürün Gizli Maliyeti ve Sıfır Atık Politikasının Görünmeyen Yüzü raporlarımızı uluslararası kamuoyuyla paylaştık. Kömürün hane başına ekstra maliyetinin her yıl en düşük emekli maaşını aşarak 21.500 liraya ulaştığını verilerle ifşa ettik.
İklim zirvesinin ikinci haftasında bizi neler bekliyor?
İkinci haftada tüm gözler, masaya konan bu vitrin hedeflerinin arkasının nasıl doldurulacağına çevrildi. Kilitlenen finansman ve adil geçiş masalarında somut bir gündem maddesi çıkarma mücadelesi zorlu biçimde sürüyor. Başkanlıkların sadece iyi niyet beyanlarıyla yetinmeyip Küresel Uygulama Hızlandırıcısı gibi girişimlerle eyleme geçmesini bekliyoruz.
En büyük beklentimiz ise, Türkiye ve Avustralya’nın fosil yakıtlardan çıkış yol haritası etrafında dolaşmayı bırakıp, ulusal düzeyde bağlayıcı ve bilime dayalı kömürden çıkış planlarını resmi müzakereye açması. İklim diplomasisi ancak evdeki çelişkileri çözen cesur adımlarla, toplumu yatay kesen bu derin sorunlara çare üretebilir.
Birlikte Ne Yapabiliriz?
Karar alıcıların COP31 iklim zirvesi için dünyaya sunduğu iddialı hedefler ile evimizdeki kömür bacalarının gerçeği maalesef birbiriyle örtüşmüyor. İklim krizini çözmek için somut adımlar atmalıyız.
Temiz hava solumak, ucuz ve adil enerjiye ulaşmak, başkalarının çöpüyle zehirlenmemek hepimizin en temel hakkı. Bu hakkı elde etmek için karar alıcılar üzerinde güçlü bir kamusal talep oluşturmak zorundayız. Şimdi sen de Greenpeace’in Kömüre Değil Yaşama Yatırım kampanyasını imzala, kömürden adil çıkış çağrımıza omuz ver. Bu bitmek bilmeyecek bir mücadele. Kararlılıkla yan yana durursak bunu birlikte başarabiliriz.

