Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, yani bilinen adıyla COP (Conference of the Parties- Taraflar Konferansı) bu yıl 31. kez gerçekleşecek.
1995 yılından itibaren iklim krizine karşı ortak çözümler üretmeyi hedefleyen bu konferansta bu yıl dünyanın gözü Türkiye’de olacak. 9 Kasım’da Antalya’da başlayacak, Türkiye’nin ev sahipliği ve başkanlığını yürüteceği COP31’den talebimiz; fosil yakıtlardan çıkış taahhüdü ve plastik atık ithalatının yasaklanması.
Greenpeace Türkiye olarak yakından takip ettiğimiz bu süreçte COP’a kalan son bir aydan itibaren önemli gelişmeleri ve haberleri sizin için derliyor olacağız.
12 – 17 Ekim
- Dünya Bankası’ndan Fosil Yakıt Geri Adımı: ABD Baskısı Altında Fosil Gaz Altyapı Projelerine Destek Yeniden Açılıyor
Bangkok’ta 12–18 Ekim 2026 tarihlerinde düzenlenen Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) Yıllık Toplantıları kapsamında yapılan açıklamada, Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, çok taraflı kalkınma bankası’nın gelişmekte olan ülkelerdeki fosil gaz projelerini “uygun görülen durumlarda” desteklemeye devam edeceğini duyurdu.
Her ne kadar Dünya Bankası başkanı yaptığı açıklamada enerji güvenliği ve geçiş süreçlerini gerekçe göstererek bu kararı aldıklarını savunsa da bircok medya kurulusu kararın toplantıda ABD Hazine Sekreteri Scott Bessent’ın Dünya Bankası ve IMF’ye resmi bir reform talepleri listesi sunmasi üzerine alındığını söyledi. ABD temsilcisi sundugu reform listesinde petrol ve fosil gaz arama-üretim projelerine yönelik finansman yasağının kaldırılmasını talep ederek Dünya Bankası’nın fosil yakıt kısıtlamalarını esnetmeyi ve kamu kaynaklarını yeniden fosil yakıtlara yönlendirmeyi hedeflemişti.
Her ne kadar Dünya Bankası Başkanı yaptığı açıklamada enerji güvenliği ve geçiş süreçlerini gerekçe göstererek bu kararı aldıklarını savunsa da birçok medya kuruluşu kararın, toplantıda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’ın Dünya Bankası ve IMF’ye resmî bir reform talepleri listesi sunması üzerine alındığını bildirdi. ABD temsilcisi sunduğu reform listesiyle petrol ve fosil gaz arama-üretim projelerine yönelik finansman yasağının kaldırılmasını talep ederek Dünya Bankası’nın fosil yakıt kısıtlamalarını esnetmeyi ve kamu kaynaklarını yeniden fosil yakıtlara yönlendirmeyi hedeflemişti.
Antalya’da gerçekleşecek COP31 Zirvesi öncesinde iklim tartışmalarının pazarlıklarının tırmandığı bu süreçte, Dünya Bankası’nın fosil gaz yatırımlarına kapıyı aralaması gise küresel iklim diplomasisindeki derin çatlağı gözler önüne seriyor. Tarihsel kirleticiler bir yandan gelişmekte olan ülkelerden 1, 5°C hedefiyle uyumlu Ulusal Katkı Beyanları sunmalarını talep ederken, diğer yandan da çok taraflı kalkınma bankalarına fosil yakıt altyapılarını finansal olarak destekleme ve fosil gaz pazarlarını güvenceye alma baskısı yapıyor. Fosil yakıt genişlemesini “baz yük enerji güvenliği” bahanesiyle sübvanse etmek adil geçiş ilkesini doğrudan zedelerken; COP31’i kırılgan ülkelere borç yaratmayan hibe dayalı kaynak sağlamak yerine fosil yakıt şirketlerinin çıkarlarını koruyan bir mekanizmaya dönüştürme riski taşıyor.
- Nepal’deki Sel Felaketi ve BM Kayıp ve Zarar Fonu: Nepal’in 20 Milyon Dolarlık Talebi Yıkımın Yalnızca %0,7’sini Karşılayacak
Ağustos 2026 sonunda Nepal’in Bhotekoshi Nehri havzasında meydana gelen ve 1.400’den fazla insanın hayatını kaybetmesine yol açan taşkın, Birleşmiş Milletler Kayıp ve Zarar Fonu’nun işlevselliğini doğrudan sınayan tarihî bir vakaya dönüştü.
Nepal hükümeti, 2,7 milyar dolarlık doğrudan fiziksel hasar ve 4,8 milyar dolarlık uzun vadeli yeniden inşa maliyeti doğuran felaketin ardından Kayıp ve Zarar Fonu’na başvuruda bulunarak, mevcut kurallar çerçevesinde tek bir proje için talep edilebilecek azami miktar olan 20 milyon dolarlık acil destek istedi. Ancak bu tutar, iklim değişikliği kaynaklı bu felaket sebebiyle oluşan hasarın %0,7’s ni, toplam ihtiyacın ise sadece %0,3’ünü karışılıyor.
Ayrica Carbon Brief tarafından yapılan habere göre fonun kurulduğu 2023 yılından bu yana iklim felaketi ile yüzleşen tek bir ülkeye dahi ödeme yapılmamış durumda. Habere göre gelişmekte olan ülkeler fona şu ana kadar toplam 2,8 milyar dolar tutarında 176 başvuru yapmışken, gelişmiş ülkelerin taahhüt ettiği miktar 822 milyon dolarda kaldı ve bu tutarın yarısından azı fiilen fon hesaplarına aktarıldı.
Nepal’in bu talebinin, Kayıp ve Zarar Fonu’nun etkinliğinin de masaya yatırılacağı COP31 Zirvesi’ne haftalar kala gelmesi ise ayrıca kritik bir önem taşıyor. Fonun kurulduğu günden bu yana iklim kaynaklı zararlar etrafındaki tartışmalar büyük ölçüde teorik ve spekülatif düzeyde kalmıştı. Nepal’in yaşadığı bu felaket ise söz konusu süreci somut bir sınava dönüştürdü: Hızlı bir şekilde kaynak aktarma esnekliği ve yetkisi bulunmayan bir finansman yapısı, tam da ele almayı amaçladığı iklim değişikliği kaynaklı ani bir felaket karşısında nasıl bir yanıt verebilir?
- Uluslararasi Yenilenebilir Enerji Ajansi (IRENE) Uyariyor: Elektrik Şebekelerindeki Yatırım Açığı COP 31 Elektrifikasyon Hedeflerini Tehdit Ediyor
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA), 13 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı “Dünya Enerji Dönüşümü Görünümü 2026” raporunda, küresel elektrik şebekesi altyapısındaki devasa yatırım eksikliğinin ve esneklik yetersizliğinin enerji dönüşümünü engelleme riski taşıdığı söyledi.
Rapor, 1,5°C hedefinin korunabilmesi için 2026–2050 yılları arasında şebeke altyapısı, depolama, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji üretimi alanlarına yıllık ortalama 10,3 trilyon dolarlık yatırım yapılması gerektiğini ortaya koydu. Yenilenebilir enerji kapasitesindeki rekor artışların modernize edilmiş elektrik şebekeleri ve batarya depolama sistemleriyle desteklenmediği takdirde bir anlamı olmayacağını vurgulayan IRENA Genel Direktörü Francesco La Camera,mevcut elektrik sistemine yalnızca yenilenebilir santraller ekleyerek dönüşümün sağlanamayacağını belirterek radikal ve sistemik reform çağrısında bulundu.
- Avrupa Birliği Kritik Hammaddeler Yasası Kapsamında 46 Yeni Projeyi Onayladı: “Yeşil Dönüşüm” İçin Çevresel ve Sosyal Standartlardan Taviz mi Veriliyor?
Avrupa Komisyonu, Kritik Hammaddeler Yasası kapsamında 16 AB ülkesinde yürütülecek 46 projeye “Stratejik Proje” statüsü verildiğini duyurdu. AB dışı maden bağımlılığını azaltmayı amaçlayan karar neticesinde, 11 işleme, 19 geri dönüşüm ve 8 karma faaliyet projesi öncelikli statüye alındı. Böylece AB genelindeki toplam stratejik proje sayısı 106’ya ulaştı.
Seçilen projelere verilen “Stratejik Proje” statüsü doğrudan bir çevre veya imar izni niteliği taşımayıp, üye ülkelerin bu projeye idari kolaylık ve hızlandırılmış izin süreçleri sağlamasını zorunlu kılıyor. Yasa uyarınca maden çıkarma izin süreçlerinin en fazla 27 ay, işleme ve geri dönüşüm projelerinin ise en fazla 15 ay içinde tamamlanması öngörülüyor. Ayrıca mevzuat, bu madencilik yatırımlarını doğrudan “kamu yararına” kabul ederek projelerin finansmana erişimini kolaylaştırıyor. Ancak izin süreçlerinin bu derece kısaltılması; maden sahalarının bulunduğu bölgelerde biyoçeşitlilik kaybı, su kaynaklarının kirlenmesi, yerel toplulukların karar süreçlerinden dışlanması ve çevresel etki değerlendirmelerinin (ÇED) yüzeysel kalması riskini beraberinde getiriyor.
5-11 Ekim
COP 31 Öncesi Bakanlar Toplantısı Fiji’de Gerçekleşti: Fosil Yakıtlardan Çıkış Taahhütleri ile Uygulama Arasındaki Mesafe Açılıyor
Fiji’nin Nadi kentinde 5–8 Ekim 2026 tarihlerinde düzenlenen COP 31 Ön Toplantısı’nda (Pre-COP), COP31 Başkanı Türkiye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile COP31 Müzakereler Başkanı, Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen, COP 31 eş başkanlığının yenilenebilir enerji ve elektrifikasyon hedeflerine odaklanan genel bir karar taslağı hazırladığını açıkladı. Taslağın fosil yakıtların aşamalı olarak sonlandırılmasına dair bağlayıcı ifadelerden yoksun olması dikkat çekti.
Özellikle Pasifik Ada Devletleri ve sivil toplum kuruluşlarının tepkisini çeken bu taslak karşısında birçok ülke temsilcisi, fosil yakıtlardan adil ve hızlı bir çıkış için hukuken bağlayıcı küresel bir yol haritası belirlenmesi gerektiğini vurguladı. Fiji Başbakanı Sitiveni Rabuka da konuşmasında iklim krizinin Pasifik’te günlük bir gerçeklik olduğunu belirterek fosil yakıtlardan çıkış hedefine yer vermeyen dar kapsamlı elektrifikasyon yaklaşımına sert tepki gösterdi. Greenpeace’in de altını çizdiği üzere, elektrik üretiminin fosil yakıtlardan sağlandığı bir senaryoda tek başına elektrifikasyonu artırmak iklim krizine gerçek bir çözüm sunmayacaktır.
Diğer yandan COP 31 Öncesi Bakanlar Toplantısının en kritik çıktılarından biri ise Tuvalu dilinde “Birleşik Güç” anlamına gelen Taku Pakasoa Bildirisi ‘nin kabul edilmesi oldu. Pasifik Ada Devletleri liderleri; 1.5°C hedefinin korunmasını, fosil yakıtlardan çıkışın hızlandırılmasını, Küçük Ada Devletleri (SIDS) için hibeye dayalı iklim finansmanına erişimin kolaylaştırılmasını ve okyanus-iklim bağının güçlendirilmesini talep eden ortak tutum belgelerini ilan etti.
** Greenpeace’in Pre-COP açıklaması için: “Bu fırsatı kaçırmayın”: COP Ön Toplantısı, Pasifik bölgesinin önceliklerini desteklemeli ve iklim krizinin aciliyetine yanıt vermeli
Avrupa Birliği’nin COP 31 Tutumu “Taahhütleri Somut Eylemlere Dönüştürmek”; Peki AB Kendi Taahhütlerini Eyleme Dönüştürebilecek mi?
Lüksemburg’da toplanan Avrupa Birliği (AB) Konseyi, Kasım 2026’da gerçekleşecek COP31 Zirvesi öncesinde Avrupa Birliği’nin resmi iklim finansmanı ve müzakere tutumunu kabul etti. Kabul edilen belgeye göre AB, Antalya’da gerçekleşecek zirvede küresel emisyonların azaltılmasını hızlandıracak kapsayıcı bir paket sunmayı ve tüm taraflardan 1,5°C hedefiyle uyumlu daha güçlü Ulusal Katkı Beyanları (NDC) sunmasını talep etmeyi kararlaştırdı.
Ancak Konsey toplantısında İtalya ve Çekya liderliğindeki bazı üye ülkeler, sanayideki yüksek enerji maliyetlerini işaret ederek, AB Emisyon Ticaret Sisteminde esneklik mekanizmaları getirilmesini tartışmaya açtı. Buna karşın Avrupa Komisyonu, sanayinin rekabet gücünün emisyon ticaret sistemini gevşeterek değil, yeşil teknoloji teşvikleri ve sübvansiyonlar aracılığıyla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Her ne kadar Emisyon Ticaret Sistemi’ne esneklik getirilmesi henüz tartışma aşamasında kalsa da AB, enerji güvenliği ve maliyetler gibi nedenlerle iklim mevzuatında geri adımlar atıyor. AB Komisyonu, Ocak 2027’de yürürlüğe girmesi planlanan AB Metan düzenlemesinin kapsamındaki ithalat kurallarının uygulanmasına 1 yıllık esneklik veya erteleme tanıyacağını açıkladı. Fosil yakıt ithalatçılarına emisyon izleme, raporlama ve doğrulama yükümlülüğü getiren bu düzenlemede tanınacak esnekliğin teknik detayları ise henüz netleşmiş değil.
Bu durum, AB’nin uluslararası iklim diplomasisinde iddialı emisyon azaltım hedeflerini savunurken, içeride bu hedefleri ne kadar yerine getirebilecegini tartışmaya açıyor. COP 31 öncesinde küresel iklim liderliği iddiasını sürdürmek isteyen Brüksel için, karbon piyasalarının ve emisyon duzenlemelerinin gücünü zayıflatmadan sanayiyi dönüştürebilmek, iklim taahhütlerinin inandırıcılığı açısından belirleyici bir sınav olacak gibi gözüküyor.
Avustralya Yüksek Mahkemesi’nden Tarihi İklim Kararı: Mount Pleasant Kömür Madeni Genişletme İzni Kapsam 3 Emisyonları Nedeniyle İptal Edildi
Avustralya Yüksek Mahkemesi, 7 Ekim 2026 tarihinde verdigi tarihi kararda, New South Wales eyaletindeki Mount Pleasant madenini genişletme iznine karşı açılan davada madenin kapsam 3 emisyonlari nedeniyle iznin iptaline karar verdi.
Mahkeme, madenin yıllık kömür üretimini iki katına çıkararak 21 milyon tona yükseltecek ve faaliyet suresini 2048’e kadar uzatacak projenin onay sürecinde, planlama kurulunun projenin toplam emisyonlarının %98’ini oluşturan Kapsam 3 (ihraç edilen kömürün yurt dışında yakılmasıyla oluşan dolaylı emisyonlar) emisyonlarını azaltmaya yönelik şartları değerlendirmediğine hükmederek ruhsat iptalini onadı. Ayrica bu karar, Avustralya Yüksek Mahkemesi’nin bir iklim değişikliği davasında verdiği ilk nihai hüküm olma özelliğini taşıyor.
Kararın gerekçesinde ise Mahkeme, Uluslararası Adalet Divanı’nın ve Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesinin iklim degisikligi kararlarına atıfta bulunarak Avustralya’nın genel olarak emisyonlarını azaltması gerektigini, emisyon hesaplama yöntemi olarak emisyonlara farklı kategoriler verilmesinin ise bu yükümlülüğü ortadan kaldırmadığını belirtti. Kararda ayrıca emisyonun kapsamından bağımsız olarak atmosfere verilen zararın aynı olduğu vurguladı. Bu kararla birlikte yalnızca New South Wales eyaletinde onay bekleyen 17 yeni kömür projesi için değil, ülke genelindeki tüm fosil yakıt projeleri için kapsam 3 emisyonların tekrar gözden geçirilmesi gerektiği ortaya konulmus oldu.
Türkiye’nin COP 31 Elektrifikasyon Hedefi ve Yerli Kömür Bağımlılığı: Taahhütler ile Gerçekler Arasındaki Uyumsuzluk
COP 31 Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken Türkiye, küresel ölçekte nihai enerji tüketiminde elektrifikasyon oranını %35’e çıkarma hedefini zirvenin ana eylem eksenlerinden biri olarak konumlandırdığını açıkladı. Ancak enerji düşünce kuruluşu EMBER tarafından yayımlanan analizler, Türkiye’nin kendi Ulusal Enerji Planı’nda 2035 yılı için nihai enerjide elektrifikasyon hedefini %24,9 seviyesinde tuttuğunu ve elektrik üretiminde kömürün payının %34 civarında seyretmeye devam ettiğini gösteriyor. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası platformlarda savunduğu söylemler ile yerel enerji projeksiyonları arasındaki belirgin mesafeyi gözler önüne seriyor.
Mevcut tabloyu derinleştiren bir diğer etken ise, Türkiye’de rüzgar ve güneş enerjisinin toplam elektrik üretimindeki payının %22 ile rekor seviyeye ulaşmasına rağmen, fosil yakıt teşviklerinin sürdürülmesidir. EMBER’in elektrik sektörü incelemesine göre, Türkiye’de kömürden üretilen elektrikriğin yaklaşık üçte ikisi ithal kömüre dayanmakta ve bu durum ülkeyi ciddi bir dış ticaret yükü ile küresel fiyat dalgalanmalarına açık hale getirmektedir. Bu kosullar altinda yenilenebilir enerji kapasite artışına rağmen neden kömüre bagimliligin surduruldugu ise bir merak konusu.
Elektrifikasyonun gerçek anlamda bir iklim çözümüne dönüşebilmesi, elektriğin kaynağının yenilebilir olmasina baglidir. Komur ve diğer fosil yakıtlardan elde edilen elektrik ile yapilan elektrifikasyon iklim degisikligine bir cozum sunmayacaktir. Bu doğrultuda Türkiye’nin, COP 31 Zirvesi öncesinde küresel soylemiyle uyumlu, bağlayıcı bir kömürden çıkış takvimi açıklaması ve kamusal kaynakları fosil yakıt teşvikleri yerine yenilenebilir enerjiye yönlendirmesi kritik bir gerekliliktir.


