Paris Anlaşması’nın ruhu ve Türkiye’nin aksiyonları 

Bunu anlamak için anlaşmanın bazı temel dinamiklerine ve Türkiye’nin bunlara ilişkin bugüne dek attığı adımlara, ileri sürdüğü aksiyon ve argümanlara bakabiliriz. 

1- Paris Anlaşması asli olarak küresel bir ortaklık.

12 Aralık 2015’te Paris İklim Zirvesi’nin sonunda 195 ülkenin katılımıyla kabul edildi, 22 Nisan 2016’da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 175 ülke tarafından imzalandı ve formalite süreçleri tamamlandı. Fakat Türkiye aradan geçen bu 5 sene içerisinde anlaşmayı TBMM’de onaylamadı ve resmi olarak tanımadı. Yani anlaşmanın sorumluluğunu almadı ve küresel eyleme katılım niyetinin arkasında resmen durmadı. Türkiye bugün Paris Anlaşması’nın onaylamanın arifesinde, ama onaylamak yetecek mi, anlaşmanın temeline uygun hareket edecek miyiz? Bu soru, bizi anlaşmanın temel amacına taşıyor.

2- Anlaşmanın temel amacı; emisyon azaltımı!

Bir başka deyişle; küresel ısınmaya neden olan, bugün tecrübe ettiğimiz iklim krizinin sebebi sera gazı salımlarının azaltılması. Anlaşmada temel hedef, taraf ülkelerin ulusal katkı beyanlarında yer alan emisyon azaltım adımlarıyla küresel sıcaklık artışını 2 derecenin kayda değer şekilde altında tutmayı başarmak, mümkünse 1,5 derecede sınırlamak ve 2050 itibariyle tüm gezegende karbon-nötr hedefine ulaşmak. 

Fakat Türkiye, emisyon azaltımı taahhüt etmedi. 30 Eylül 2015’te BM Sekretaryası’na sunduğu ulusal katkı niyet beyanında Türkiye, 2030 yılı itibariyle sera gazı emisyonlarındaki artışı %18 ila yüzde %21 oranında azaltacağını belirtiyordu:

Türkiye’nin ulusal katkı niyet beyanını gösterir grafik

Uluslararası kamuoyunda, bu artıştan azaltım beyanı zayıf bir beyan olarak yorumlanıyor. Climate Action Tracker’ın 2019 yılında yayınladığı analize göre, Türkiye’nin mevcut politikaları, ileri sürülen beyanı rahatlıkla tutturabilecek seviyede ve tam da bu yüzden, ulusal beyanı “Kritik Seviyede Yetersiz”. Çünkü Türkiye, yapabileceğinin çok daha azını yapmaya niyetli.

Rapora göre, “Türkiye’nin sadece elektrik arzı, kara yolcu taşımacılığı ve konut yapıları sektörlerinde iklim eylemini artırması bile, ülkenin toplam sera gazı emisyonlarını, 2017 seviyelerine kıyasla, 2030 yılına kadar %14’e varan oranlarda azaltarak hâlihazırdaki emisyon artış eğilimini tersine çevirebilir.”

Türkiye, iklim eylemi bağlamında bu kadar büyük bir potansiyele sahip olmasına rağmen, enerjisini temizlemek için gerekli adımları ise atmıyor. Türkiye’nin sera gazı emisyonlarında aslan payına sahip sektör enerji sektörü olduğu halde, henüz kömürden çıkışın karar alıcılar tarafından net şekilde dile getirildiğine şahit olmadık. İklim krizinin en önemli sebeplerinden ve sürükleyicilerinden olan kömürlü termik santrallerin kapatılmasına yönelik tarih ilan etmek bir yana, Türkiye hala bu santrallere yenilerini eklemek istiyor. 

TÜİK’in paylaştığı verilere göre, Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonu 2019 yılında 506,1 Mt CO2 eşdeğeri olarak hesaplanmış durumda. Bunun %72’sini enerji sektörü oluşturuyor. EPİAŞ tarafından paylaşılan güncel üretim istatistiklerine göre ise, Ağustos  2021 itibariyle enerji üretiminin yüzde 30’u kömürden elde ediliyor. Yani Türkiye’nin niyet beyanının ve veya iklim eylemi toplamının, en yüksek sera gazı emisyonu kaynağını ıskaladığı anlaşılıyor. Peki kömürlü termik santraller ne kadar sera gazı salıyor, biliyor muyuz? Bu soru da bizi Paris Anlaşması’nın bir diğer temel dinamiğine götürüyor. 

3. Emisyon azaltımının şeffaf ve hesaplanabilir değerlendirilmesi gerekiyor.

2004 yılında Birlşemiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni onaylamasından bu yana Türkiye, Sözleşme kapsamındaki uluslararası taahhütlerinin bir parçası olarak, iklim değişikliği ile ilgili trendleri ve gelişmeleri, Ulusal Bildirim ve İki Yıllık Raporlar halinde düzenli olarak raporluyor. Türkiye’nin sera gazı envanteri de bu kapsamda detaylı olarak BM’ye sunuluyor.

Bilgi paylaşımı kapsamında uluslararası kurumlara sorumluluğunu yerine getirmekte olan Türkiye, ülke kamuoyuna karşı ise bir o kadar hayati olan başka bir bilgilendirme sorumluluğunu yerine getirmiyor: Kömürlü termik santrallerin emisyon verisi. Kömürlü termik santraller, Türkiye’nin en büyük sera gazı salım kaynağından olmalarına, ve gerçekleştirdikleri salımlar, Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi tarafından kayıt altına alınmasına rağmen, bu ölçüm bilgileri kamuoyuyla paylaşılmıyor, bilgi edinme başvuruları yanıtsız bırakılıyor. Gerekçe ise bu ölçümlerin “ticari sır” olması. En son Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum da bu gerekçenin arkasında durduğunu belirten bir açıklamada bulundu.

Paris Anlaşması, gerek ulusal gerekse küresel tüm ilgili aktörlerin, veriye ve bilimsel analiz ve ölçümlere dayalı stratejiler geliştirip kararlar alarak iklim krizine karşı verdikleri mücadelenin önemli bir çıktısı. Bilginin, özellikle de iklim bilgisinin erişilebilirliği, Türkiye için çok kritik iken, ülkenin iklim sorunundaki en büyük yıkıcı gücün etkisinin, devlet tarafından “ticari sır” olarak nitelendirilerek kamuyonudan saklanması, Paris Anlaşması’nın emisyon azaltımındaki şeffaflık anlayışıyla da çelişiyor. 

Asıl bundan sonra başlıyor

Türkiye’de iklim krizine karşı mücadelede artık kritik bir virajı almak üzereyiz. Türkiye’de karar vericiler, 5 yıllık bir gecikmeyle de olsa onaylama düzlüğüne girdikleri ülkenin ve gezegenin kaderini tartışmasız en çok etkileyecek anlaşmayla beraber iklim için savaşma sorumluluğunu aldıklarını ilan etmiş durumdalar. Sorumluluk ise, eylemi beraberinde getirir.

Paris Anlaşması’nın onaylanması mutluluk verici. Ama onay sürecinde kaybedilen bu 5 sene, iklim eylemlerinin olgunlaşması ve sistemsel hale gelmesi anlamında da kaybedilmiş bir zaman. Tüm dünyada iklim krizinin vites yükselttiği, Türkiye’nin de payına, tarihindeki en büyük orman yangınlarının, iklim felaketlerinin düştüğü bir zaman. Paris Anlaşması kapsamında verilen taahhütler bir yana, ülkelerin genelinde fosil yakıtlardan vazgeçiş, olması gerektiği kadar kararlı değil. Birleşmiş Milletler’in de dahil olduğu ve önde gelen araştırma kuruluşları tarafından hazırlanan  “Üretim Açığı Raporu”na göre, hükümetler 2030 yılına kadar küresel ısınmayı 1,5 derecede sınırlayabilmek için yakılabilecek maksimum fosil yakıt miktarının %120 daha fazlasını üretmeyi planlıyor. Bu, Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşma çabalarını doğrudan baltalayan bir durum. IPCC’nin 6. Değerlendirme Raporu ise, daha da karanlık bir tablo çizerek, önümüzdeki 10 sene içerisinde, küresel sıcaklık artışının 1,5 dereceyi aşacağını, yani Paris Anlaşması’nın bir anlamda başarısızlığa uğramayla yüz yüze olduğunu ortaya koymuştu.

Hal böyleyken, tüm ülkelerin iklim krizine karşı çok daha etkin ve sistemsel önlem ve aksiyonlar alması gerektiği net olarak ortaya çıkıyor. Türkiye de bundan azade değil. Greenpeace Akdeniz olarak Türkiye’de yaşamakta olduğumuz yıkıma karşı net bir savunma için, Karar alıcılar iklim krizine karşı harekete geçsin istiyoruz. Bu kapsamda taleplerimiz, bu net tavrı destekleyecek şekilde şöyle:

  • Kömürden çıkış takvimi belirlenmeli, yeni kömür yatırımları ve fosil gaz sahası arama çalışmaları durdurulmalı.
  • 2050’de karbon sıfır bir ülke kurgulayabilmek için şehirlerde emisyonun azaltımı ve iklim krizine adaptasyonu önceleyen stratejik eylem planları kurgulanmalı.
  • Denizlerlerimizde koruma alanları oluşturulmalı.
  • Doğal alanların ve biyoçeşitliliğin korunmasına öncelik verilmeli.
  • Küçük çiftçi güçlendirilip, ekolojik tarım desteklenmeli

Paris Anlaşması ile, Türkiye’de iklim krizine karşı mücadelede artık yeni bir sayfa açılıyor. Sorumluluklar ortak, fakat yetki, harekete geçmesi gerekenlerde; karar alıcılarda. Her geçen sene daha büyük felaketlere uğramamak, daha büyük ekolojik, ekonomik ve toplumsal trajedilere alışmamak için, karar vericilerin bugünden krize, kriz gibi davranmaları gerekiyor.

Onur Akgül
İklim ve Enerji Proje Sorumlusu

Anlaşma maddelerini buradan inceleyebilirsin:

PARİS ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ


https://www.tr.undp.org/content/turkey/tr/home/projects/support-for-the-preparation-of-turkey-s-7th-national-communicati.html

https://www.iklimhaber.org/yeni-rapor-ulkeler-fosil-yakitlardan-vazgecemiyor-paris-anlasmasi-hedefleri-tehlikede/