
© Eric De Mildt / Greenpeace
- Karada ve okyanus yüzeyinde rekor düzeyde yaşanan yüksek sıcaklar uç iklim olaylarını tetiklerken, hükümetler COP31’de Antalya’da giderek derinleşen iklim krizini çözmek için çabalarını hızlandırmalı.
- Topluluklar “doğal afet” olarak adlandırılan felaketlerle giderek daha sık karşılaşırken petrol ve gaz şirketleri ile doğayı tahrip edenler bedelini topluma ödeterek kâr etmeyi sürdürdü.
- Jeopolitik gerilimler fosil yakıt bağımlılığının taşıdığı riski açığa çıkardı ve fosilfilasyona yol açtı. COP31 Antalya, fosil yakıtlardan uzaklaşma için yeniden bir umut sunuyor.
Karada ve okyanus yüzeyinde rekor düzeyde yaşanan yüksek sıcakların uç iklim olaylarını tetiklediği bir yılda, BM’nin yıllık iklim görüşmeleri hükümetleri bir kez daha dikkatlerin odağına taşıyacak. Kasım ayında Türkiye’nin Antalya şehrinde düzenlenecek COP31 Zirvesi, hükümetlerin karşısına kritik bir soru koyuyor. Giderek derinleşen iklim krizini çözmek için çabalarını nasıl hızlandıracaklar?
Bu soru acı bir gerçeği de barındırıyor. Pek çok hükümet uzun süredir eylemlerini gereken aciliyetle artırmakta başarısız oluyor. Bunun sonucunda topluluklar orman yangınları, kuraklık ve sağanak yağışlar gibi “doğal afet” olarak adlandırılan felaketlerle giderek daha sık karşılaşırken petrol ve gaz şirketleri ile doğayı tahrip edenler bedelini topluma ödeterek kâr etmeyi sürdürdü.
Artık gidişatı değiştirmenin zamanı geldi! ABD’nin ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ve jeopolitik gerilimlerin petrolün ve gazın taşıdığı riski daha da açığa çıkardığı ve fosilfilasyona yol açtığı bu yılda, İklim Zirvesi fosil yakıtlardan uzaklaşmayı hızlandırmak ve orman tahribatını durdurup tersine çevirmek için yeniden bir umut sunuyor. Unutmayalım ki fosil yakıtlar iklim krizinin en büyük nedeni.
Yine de pek çok insan için COP’lar gündelik hayattan kopuk siyasi konuşmalar ve fotoğraf fırsatları gibi görünüyor. Ama COP’lar, iklim kriziyle birlikte mücadele etmek için elimizdeki en önemli araçlardan biri. Zira hepimizi etkileyen kritik kararlar orada alınıyor. Bu yüzden COP, hükümetlerin sesimizi duyması ve gezegen için harekete geçmesi gereken bir an.
İklim COP’u nedir?
COP, İngilizce “Conference of the Parties” yani Taraflar Konferansı’nın kısaltması. COP, 1992’de kabul edilen uluslararası bir anlaşma olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında her yıl düzenlenen BM İklim Zirvesi. Bugün UNFCCC’nin 198 tarafı bulunuyor. Bu ülkeler, küresel ısınmayı nasıl sınırlayacaklarını, sera gazı emisyonlarını nasıl azaltacaklarını ve iklim etkilerinden hâlihazırda zarar gören toplulukları nasıl destekleyeceklerini müzakere etmek için COP’larda bir araya geliyor.
COP’larda bugüne kadar neler başarıldı?
İlerleme zaman zaman fazlasıyla yavaş kalsa da 2015’te Paris’te düzenlenen COP21’de nihayet Paris Anlaşması kabul edildi. Bu dönüm noktasında hükümetler, sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre “2°C’nin oldukça altında” tutmayı ve 1,5°C’yi hedeflemeyi kabul etti. 1,5°C, ötesinde iklim risklerinin hızla tırmandığı bir gezegen sınırı. Anlaşma, küresel ısınmayı sınırlama çabalarında bir dönüm noktası oldu.
Paris Anlaşması gerçekten de dünyaya yeni bir yön verdi ve temiz enerjiye geçişi hızlandırdı. Ulusal politikalar sayesinde öngörülen sıcaklık artışı, anlaşmanın kabul edildiği dönemdeki 4°C’nin hemen altındaki seviyeden bugün 3°C’nin hemen altına geriledi. Yine de 1,5°C hedefiyle aramızda hâlâ büyük bir açık var. UNEP’in 2026 Emisyon Açığı Raporu’na göre hükümetlerin mevcut politikaları sürerse küresel ısınma bu yüzyılda 2,8°C’ye kadar çıkabilir.
Bir diğer dönüm noktası 2023’te Dubai’de düzenlenen COP28’de yaşandı. Bir COP kararı ilk kez fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısında bulundu ve hükümetler 2030’a kadar orman tahribatını sona erdirmeyi taahhüt etti. Bu tarihi bir andı ama Greenpeace o dönemde şu uyarıyı da yapmıştı: “Liderler artık fosil yakıtlardan tam, hızlı, adil ve finansmanı sağlanmış bir çıkışı taahhüt etmeli.”
Bugün fosil yakıtlardan adil çıkış yönündeki ivme giderek güçleniyor. Geçen yıl, dünyanın Paris Anlaşması’nın 10. yılını kutladığı Brezilya’daki COP30’da, 80’den fazla taraf fosil yakıtlara son verilmesine yönelik önerilen bir yol haritasını destekledi.
Ne yazık ki bu yol haritası COP30’un nihai sonuç metnine girmedi. Ama bazı ülkeler petrole ve gaza sıkı sıkıya tutunmaya devam ederken pek çok ülkenin fosil yakıt sonrası bir geleceği planlamaya ve hayata geçirmeye hazır olduğunu gösterdi. Şimdiki görev, bunu eyleme dönüştürmek.
COP31: Kapıdaki 1,5°C aşım riski karşısında acil eylem
Sorunun boyutunu Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) Eylül ayında yayımladığı kaygı verici rapor ortaya koydu. Rapor, önümüzdeki birkaç yıl içinde 1,5°C eşiğinin ötesine geçmemizin beklendiğini açıkladı. Hükümetleri olası bir aşımın büyüklüğünü ve süresini en aza indirmeye ve uzun vadede sıcaklıkların düşürülmesine katkı sağlamak için iklim eylemini hızlandırmaya çağırdı.
Ancak UNEP’e göre en iyi senaryoda bile sıcaklık artışının düşüşe geçmeden önce 1,8°C’ye ulaşması bekleniyor. Bu yüzden Greenpeace, hükümetlerin bu tehdidi en aza indirmek için fosil yakıtlardan hızla uzaklaşarak ve orman tahribatına son vererek acilen harekete geçmesini talep ediyor.

© Filipe Bispo / Greenpeace
COP31’in gündeminde neler var?
Bu yılki COP benzersiz bir modelle düzenleniyor. Zirveye Türkiye ev sahipliği yapıyor, ancak COP başkanlığının yetkileri ilk kez iki ülke arasında paylaşılıyor. Bu alışılmadık düzenlemede müzakerelere Avustralya başkanlık edecek. Avustralya bu rolü Pasifik ülkeleriyle anlamlı bir ortaklık içinde yürütme sözü verdi ve şimdi bu sözün hakkını vermek zorunda.
Bu yüzden COP31 yolunda önemli bir kilometre taşı olan hazırlık toplantısı Pre-COP, Avustralya-Pasifik başkanlığının bir parçası olarak Ekim ayında Fiji’nin Nadi kentinde düzenlendi. Pasifik ülkelerinin COP31’e ilişkin temel beklentilerinden bazıları burada ortaya kondu. Bu beklentiler arasında 1,5°C’yi ulaşılabilir tutmak, iklim finansmanını iklim krizinin ön saflarındaki topluluklar için erişilebilir kılmak ve okyanusu iklim gündeminin merkezine yerleştirmek yer alıyor.
İkili başkanlık modeli çerçevesinde Türkiye, COP31 Başkanlığı’nın elektrifikasyon taahhüdünü de açıkladı. Bu taahhüt, küresel nihai enerji tüketiminde elektriğin payını 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarmayı hedefliyor. COP31’i bir “Elektrifikasyon COP’u” yapmayı amaçlayan bu hedef Avustralya tarafından da desteklendi.
Greenpeace, Başkanlığın elektrifikasyon hedefini memnuniyetle karşıladı. Ancak bu hedef asıl meseleyi, yani fosil yakıt çıkarımına ve genişlemesine son verilmesini gölgede bırakmamalı. Çünkü elektrifikasyon tek başına iklim krizini çözmeyecek.
Hükümetler COP31’de fosil yakıtlar konusunda ne yapmalı?
Hükümetler COP31’de, COP28’deki Küresel Durum Değerlendirmesi kapsamında verilen fosil yakıtlardan uzaklaşma taahhüdünü uygulanabilir ulusal planlara dönüştürmeli. ABD’nin ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ardından fosil yakıt bağımlılığının bu yıl yol açtığı tehlikeler ortadayken, COP31 yeni bir yola kararlı bir bağlılık sinyali vermeli. Bu yol, yenilenebilir enerjiye dayalı elektrifikasyon ve hızlı, eşitlikçi ve finansmanı sağlanmış bir adil geçişin parçası olarak fosil yakıtların aktif biçimde azaltılması üzerine kurulu olmalı.
Özetle hükümetlerin yapması gereken, COP28’de üzerinde uzlaşılan enerji hedeflerine yönelik çabaları yeniden teyit etmek ve hızlandırmak. Söz konusu hedefler, 2030’a kadar yenilenebilir enerji kapasitesini üç katına, enerji verimliliğini iki katına çıkarmayı ve bu kritik on yılda fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşitlikçi biçimde uzaklaşmayı hızlandırmayı kapsıyor.
Greenpeace ayrıca “35×35” elektrifikasyon hedefinin, elektrik üretiminde fosil yakıtların yerini alacak güvenilir bir yola dönüşmesini istiyor. Fosil yakıtların aşamalı olarak azaltılmasının bir parçası olarak, elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payı 2035’e kadar en az yüzde 75’e çıkarılmalı. Bu hedef, Küresel Güney ülkelerinin sektörel ve altyapı ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme desteğiyle desteklenmeli.
Hükümetleri, dönüm noktası niteliğindeki Santa Marta konferansının üzerine inşa ederek fosil yakıtlardan uzaklaşmaya yönelik ulusal eylemlerini ve yol haritalarını sunmaya da çağırıyoruz. Bu süreçte gelişmiş ülkeler öncülük etmeli. Ayrıca dağınık küresel çabaları koordine edecek ve adil geçiş için uluslararası finansman ve kapasite desteğini hızlandıracak bir Adil Geçiş Mekanizması kurulmalı.

© Greenpeace
Hükümetler COP31’de ormanlar için ne yapmalı?
Greenpeace, COP31’de hükümetleri 2030 orman ve biyoçeşitlilik hedeflerini hayata geçirebilecek bir uygulama ve hesap verebilirlik çerçevesi kurmaya çağırıyor. Ormanlar iklim değişikliğinin, biyoçeşitlilik kaybının ve arazi bozulmasının kesişim noktasında duruyor. Küresel orman yönetişimindeki derin parçalanmışlık ise ormanların geleceğini tehlikeye atıyor.
Greenpeace’e göre sorunlardan biri, mevcut çerçevelerin ağırlıklı olarak ormansızlaşmaya odaklanarak orman tahribatının önemini hafife alması. Bu çerçeveler ağaç kesiminin, doğal kaynak çıkarımına dayalı faaliyetlerin ve küresel emtia tedarik zincirlerinin etkilerini de yeterince ele almıyor.
Farklı BM sözleşmeleri kapsamında daha önce üzerinde uzlaşılan 2030 orman ve biyoçeşitlilik hedeflerine ulaşma çabaları, kapsayıcı, katılımcı ve çok paydaşlı bir koordinasyon süreciyle hızlanmalı. Böyle bir süreç hesap verebilirliği de güçlendirir ve finansman ile sahadaki uygulama arasındaki boşlukları kapatır.
Uluslararası toplum, Amazon’da düzenlenen COP30’da ormanlar konusunda iddialı kararlar almayı başaramadı. Bu başarısızlığın ardından Brezilya öncülüğündeki 2030 Orman Yol Haritası girişimi, taahhütleri ve üzerinde uzlaşılan hedefleri eyleme dönüştürmek için kritik bir imkân sunuyor. Artık soru ormanların ayakta kalıp kalmayacağı değil, işlevlerini sürdürüp sürdüremeyecekleri.
Orman tahribatını durdurup tersine çevirmeden 1,5°C’ye ulaşmanın bir yolu yok. Devletler COP31’de 2030 orman ve biyoçeşitlilik hedeflerini hayata geçirebilecek bir uygulama ve hesap verebilirlik çerçevesi kurmalı.
Hükümetler COP31’de iklim finansmanını güçlendirmek ve kirletenlere ödetmek için ne yapmalı?
COP31’de gelişmiş ülkelerin, COP29’da belirlenen 300 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefinde kendi adil paylarını yansıtan, 2025 sonrası dönem için çok yıllı ve iddialı taahhütler açıklaması hayati önem taşıyor. 2026 acı bir biçimde gösterdi ki iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri belirgin biçimde yoğunlaştı. Buna karşın zengin gelişmiş ülkeler, orantısız biçimde etkilenen küresel güney ülkelerine ve iklim krizine karşı kırılgan ülkelere sağladıkları kamu finansmanını artırmak yerine azalttı.
Bu yüzden COP31’in, gelişmiş ülkelerin sağladığı finansman ile üstlenmeleri gereken sorumluluk arasındaki açığı kapatmaya katkı sunması ve bu ülkelerin uluslararası iklim finansmanı yükümlülüklerini yerine getirmesini güvence altına alması kritik önem taşıyor..
Azerbaycan’ın Bakü kentinde düzenlenen COP29’da, iklim krizinden orantısız biçimde etkilenen küresel güney ülkelerinde emisyon azaltımı, uyum ile kayıp ve zarar ihtiyaçları için 300 milyar dolarlık yeni bir iklim finansmanı hedefi belirlendi. Bu hedefin iklim krizine karşı kırılgan ülkelerin ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak olmasına karşın, gelişmiş ülkelerin 2035’e kadar hedefe ulaşılmasında kendi adil paylarını yansıtan, 2025 sonrası dönem için çok yıllı ve iddialı taahhütler açıklaması hayati önem taşıyor.
Finansman açığını kapatmanın net yolları da var. Artan oranlı çevre vergilendirmesi bunlardan biri. Böylece kirleten zengin petrol ve gaz şirketleri ile aşırı zenginler yol açtıkları iklim zararlarından sorumlu tutulabilir. Petrol ve gaz şirketleri devasa kârlar açıklarken COP31, artan oranlı vergilendirme ilkesini destekleyerek ilerlemenin önünü açabilir.

© Tuane Fernandes / Greenpeace
COP31’de halkın sesi
Hepimiz değişim talep etmek için COP’lara katılamıyoruz. Ama sivil toplumun, yerli halkların, gençlerin ve aktivistlerin hükümetleri hesap vermeye zorlamak, yeşil aklamaya karşı durmak ve çoğu zaman duyulmayan sesleri güçlendirmek için BM alanında bulunması çok önemli.
Büyük fosil yakıt şirketlerinin ve et ve süt şirketlerinin lobicileri müzakerelerin sonucunu etkilemek için UNFCCC sürecinde yoğun biçimde yer alıyor. Greenpeace ise bu etkiyi sorgulamak ve görünür kılmak için COP’lara katılıyor.
Siyasetçilerin kâr için değil insanlar için hareket etmesini ve dünyamızın ihtiyaç duyduğu acil değişiklikleri hayata geçirmesini sağlamak üzere baskıyı sürdürmek için de oradayız. COP’lar kusursuz olmaktan çok uzak. Ama 1,5°C’yi canlı tutmanın yolu da COP’tan geçiyor ve COP’ların hızlandırılmış eyleme dönüşmesinin zamanı çoktan geldi.
- Greenpeace Politika notu: https://www.greenpeace.org/static/planet4-turkey-stateless/2026/10/33c319ff-cop31-oncelikleri-ve-beklentiler.pdf
- Orijinal metin: What’s at stake at COP31 Antalya and why it matters for global climate safety – Aaron Gray-Block
Sıkça Sorulan Sorular
İklim COP’u nedir?
COP, Taraflar Konferansı anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında her yıl düzenlenen bir BM İklim Zirvesi. Hükümetler burada küresel ısınmayı nasıl sınırlayacaklarını ve iklim krizinin etkilerinden zarar gören toplulukları nasıl destekleyeceklerini müzakere ediyor.
Hükümetler COP31’de fosil yakıtlar konusunda hangi adımları atmalı?
Hükümetler COP31’de, COP28’deki fosil yakıtlardan uzaklaşma taahhüdünü uygulanabilir ulusal yol haritalarına dönüştürmeli. Temel talepler arasında küresel elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payının 2035’e kadar yüzde 75’e çıkarılması ve uluslararası bir Adil Geçiş Mekanizması’nın kurulması yer alıyor.
Hükümetler COP31’de ormanlar için ne yapmalı?
Devletler COP31’de 2030 orman ve biyoçeşitlilik hedeflerini hayata geçirebilecek bir uygulama ve hesap verebilirlik çerçevesi kurmalı. Orman tahribatını durdurup tersine çevirmeden 1,5°C’ye ulaşmanın bir yolu yok.
Hükümetler COP31’de iklim finansmanını güçlendirmek ve kirletenlere ödetmek için ne yapmalı?
COP31’de gelişmiş ülkelerin, COP29’da belirlenen 300 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefine ulaşılmasında kendi adil paylarını yansıtan, 2025 sonrası dönem için çok yıllı ve iddialı taahhütler açıklaması hayati önem taşıyor.


